İç savaşta moral üstünlük

İç savaşta moral üstünlük

MİLİS ÖRGÜTLENMESİNE KATILMANIN VE GÜÇLENDİRMENİN ÖNEMİ

Son dönemlerde dinci faşist iktidarın sivil güçleri, tehdit dolu konuşmalar yapıyor, ölüm listelerinden söz ediyor, karşılarında duracak güçlerinin kadın ve çocuklarını dahi hedef alan konuşmalar yapıyorlar. Hem de öyle gizli-kapaklı, kıyıda-köşede, tanıdık dost sohbetlerinde vb değil, televizyon ekranlarında, dünya alemin duyacağı şekilde yapıyorlar konuşmalarını.

Bu tehditlere, dinci faşist iktidarın politikası olduğu apaçık olan, mezarlara saldırılar, cenaze törenlerine saldırılar, ölülerimizi yakma tehditleri eşlik ediyor. İç savaşın çok daha sert ve kanlı aşamalarına doğru gittiğimizin açık kanıtı olan bu tehditlerin kapitalist düzenin çöküşe doğru gittiği bir zaman diliminde ortaya çıkmış olması tesadüf değildir.

Şöyle de diyebiliriz: Bir dış savaşta savaş suçu kabul edilecek tehditlerin alışıldık bir şey gibi savrulması ile burjuva toplumsal düzenin çöküş koşullarının derinleşmesi atbaşı gidiyor. Tesadüf olmayan şey budur. Dinci faşist iktidar ve faşist devlet, burjuva egemenliği ayakta tutmak için iç savaşın çok sert bir aşamasına moral üstünlükle girmek istiyor. Silahlandıklarını, evlerini cephaneliğe çevirdiklerini söylemeleri, torbalar dolusu mermilerle resim çektirmeleri vb hep bu amaca yöneliktir.

Dolayısıyla, bu tehditleri, silahlanma çabasını, gözdağı verme heveslerini bir kaç delinin, dinci faşistlerin deyimiyle söyleyelim, “meczup”un işi olarak görmek büyük bir aymazlık olur. Nitekim, kendini akıllı sanan bazı dinci faşistler gerçeği saklamak için, bütün olup bitenleri kendini bilmez bir kaç kişinin işi olarak göstermeye çalışıyorlar. Oysa bunların sözünü ettiğimiz koşullarda, farklı farklı yerlerden, aynı zaman diliminde gelmesi, bir merkezden harekete geçirildiklerinin tartışılmaz kanıtıdır.

Ama önce şunun altını çizmek istiyoruz. Dinci faşistlerin bu tehdit ve hezeyanları, ciddi bir silahlı savaşım karşısında anında boş bir teneke takırtısına dönüşür. Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketi, 70’li yıllarda bu sürüyü inlerinden kafalarını uzatamayacak hale getirmişti. Mecliste “Soru önergeleri” vererek, “savcıları göreve davet” ederek, vicdan, adalet, hak hukuk çağrıları yaparak bunların hakkından gelinmez. Bunların anladığı dil silahlı devrimci savaşımdır. Burjuva düzenin yıkılması, devrimin zafere ulaştırılması ve tüm iktidarın ele geçirilmesi hedefine sıkı sıkıya bağlanmış; merkezi politik önderliğin denetiminde sürdürülen silahlı devrimci savaşım…

 

Milis örgütlenmesi ve mücadelesine katılım

HBDH, Türkiye ve Kürdistan’ın hemen her noktasına yaydığı milis/gerilla örgütlenmesi ve mücadelesiyle böyle bir politik önderlik olma yolunda sağlam adımlarla ve kararlılıkla ilerliyor. Milis örgütlenmesi ve silahlı savaşımın bir biçimi olarak milis savaşı, HBDH’ın keyfi tercihi sonucu gündeme gelmiş değil. İç savaş biçiminde süren sınıf savaşının gelişimi içinde gündeme getirdiği bir mücadele ve ona uygun örgütlenme biçimidir milis savaşı. HBDH, Marksizmi temel almış bir devrimci güç olarak, sınıf mücadelesinin gündeme getirdiği silahlı mücadelenin bu biçimine bilinçli bir ifade vermeyi, örgütleyip genelleştirmeyi, böylece halkın içinden doğan silahlı mücadele istek ve eğilimini denetim ve disiplin altına alarak sosyalizm hedefine bağlamayı amaçlıyor.

Milis nedir? Kısaca ifade etmek gerekirse, milis, halkın ve gençliğin silahlı bölüklerinin küçük gruplar halinde örgütlenmiş birlikleridir. Örgütlü, hızlı hareket etme yeteneğine sahip, silah ve maddi-teknik bakımdan üstün olan düşmana karşı, toplumsal yaşamını ve üretimdeki yerini devam ettiren, görünmez düşmandır milis. Kitlelerin gücünü siyasi mücadeleye seferber etmek ve silahlı halk ayaklanmasına hazırlık yapmak, gelecekteki halk ayaklanmasının önündeki engelleri temizlemek; milis savaşının hizmet edeceği temel amaçlardan biri budur.

Gerilla savaşı, yığın hareketinin bir ayaklanma noktasına gerçekten ulaştığı ve iç savaşın “büyük girişimleri” arasında oldukça geniş bir aralık olduğu bir sıradaki kaçınılmaz bir mücadele biçimidir.” (Lenin)

İç savaşın yeni bir “büyük girişimi”nin arifesinde olduğumuz kesin. Daha açık bir ifadeyle, 2013 Haziran halk ayaklanmasını gölgede bırakacak bir ayaklanmanın eşiğindeyiz. Böyle bir ayaklanmanın bütün belirtileri önümüzde duruyor. Ekonomik ve politik kriz düzenin bütün kurumlarını bir kanser hücresi gibi sarmış durumda. Gerilla mücadelesinin bir biçimi olarak milis savaşını gündeme getiren işte bu koşullardır.

Dinci faşistlerin yukarda saydığımız tehdit ve gözdağı verme girişimlerinde çıtayı yükseltmeleri, devrimin toplumsal güçlerinin cesaretini kırma amaçlıdır. Faşist devlet, uzun yıllardır katliamlarla, zindana atma tehditleriyle, soruşturmalarla devrimci demokrat kesimlerden başlayarak toplumun tüm kesimlerinin cesaret ve cüretini kırmayı hedefledi. Ancak bu güne kadar sonuç alamadı. Devrimin toplumsal güçleri, düzene ve düzenin askeri/militarist güçlerine, dinci faşist iktidara meydan okumalarını bu güne kadar kararlılıkla sürdürdü. Milislerin savaşı, gerilla tarzı eylemleri devrimin toplumsal güçlerinin bu cesaretini pekiştiriyor; emekçi kitlelerin ayaklanmacı eğilimlerini güçlendiriyor.

Milis savaşının temel amaçlarından biri, silahlı halk ayaklanmasının hazırlanması ve gelişmesinde önemli bir ögedir. Silahlı mücadele gerçek anlam ve önemini sosyalizm hedefine, bütün iktidarın zora dayalı bir devrimle ele geçirilmesi amacına, halk ayaklanmasına bağlandığında bulur. Bu anlamda, milis ya da gerilla mücadelesine bir “intikam gücü” olarak bakmak son derece hatalı bir yaklaşım olur ve onun sosyalizm amacından sapmasının yolunu açar. Aksine, milis örgütlenmesi ve savaşımı, sosyalizm amacına, devrimci halk iktidarı hedefine giden yolda silahlı mücadele ile halk ayaklanması arasındaki volan kayışı, iletken güçtür.

Milis/gerilla savaşının amacı bir “intikam gücü” olmak değil. Silahlanmış halkın küçük birimler halindeki örgütlenmeleri ve halk ayaklanmasının hazırlık süreci olarak milisin savaşının amaç ve hedeflerini şöyle sıralamak mümkün: Askeri, polis, militarist devlet kurumları, ayaklanmanın önünde engel teşkil eden karşı devrimin kurum ve şahsiyetlerinin ortadan kaldırılması, ortadan kaldırılmaları emekçi sınıflara, devrimci güçlere güç ve moral verecek işkencecilerin, zindancıların, faşizmin sembol kişilerinin ortadan kaldırılması, para kaynaklarına el koyma vb.

Ve en önemlisi zindanlara yönelmek. Zindanlara yönelmek bir ayaklanmanın hazırlanması açısından çok önemlidir. Çünkü birincisi, çok zengin bir mücadele tarihine sahip olduğu halde Türkiye ve Kürdistan devrimci hareketi bu güne kadar zindanlara doğrudan yönelik bir girişim içinde ya hiç olmamıştır ya da pek az girişimde bulunmuştur. Oysa zindanlar, faşist devletin emekçi sınıfları ve ezilen halkları baskı ve terör altında tutmasında özel bir yere sahiptir. Faşist devletin tutsaklara bir rehine olarak yaklaştığı herkesin malumudur. Faşist devlet ve burjuva egemenlik, bu durumdan güç ve moral bulmaktadır. Düşmanın bu moral ve güç kaynağına yönelmek iç savaşta zaferin kazanılması açısından büyük önem taşıyor. İkinci nokta ise şudur: Her büyük devrimin, her büyük ayaklanmanın zafere doğru yürüdüğünün ilk ve tartışılmaz işareti daima zindanların ayaklanmacılar tarafından basılması ve tutsakların özgürleştirilmesi olmuştur. 1789 Fransız burjuva devriminden 2011 Mısır devrimine kadar zindanların hedef alınması neredeyse bir devrim yasasına dönüşmüştür. Zindanların kapsamlı saldırılarla hedef alınması, emekçi sınıflara yüksek bir moral vermekle kalmayacak fakat bununla birlikte faşist devlete saldırı için büyük bir cesaret de verecektir.

Faşist devlet ve dinci faşist iktidar, ortalığa saldığı güruhların hezeyanlarından da anlaşılacağı gibi, büyük kitle katliamlarını göze almış, hazırlıklarını ona göre yapıyor. Bu nedenle, milis örgütlenmesinin yanı sıra, emekçi ve ezilen halkları katliamlardan korumak için, örneğini Vietnam savaşında gördüğümüz “kendini koruma birlikleri”nin oluşturulmasına yönelmek gerekiyor. Birkaç örnek oluşturmak ve ezilen halklara emekçi sınıflara bu konuda çağrıda bulunmak bu yolu açacaktır. Tarihtekiler bir yana, Maraş, Sivas, Çorum, Sur, Nusaybin, Cizre katliamlarını yaşamış olan halklar bu çağrının önemini anlayacaklardır.

Devrim ve iktidarın ele geçirilmesi bir pratik politika sorunu haline gelmiştir. Milis, gerilla savaşı, ayaklanmalara hazırlanmak, bütün bunlar günün görevidir ve devrimin örgütlenmesinin somut biçimleridir. Gençlik, devrimin somut örgütlenmesine, yani HBDH milislerine, HBDH saflarına aktif biçimde katılmalıdır; bu katılım işçi, öğrenci, kırsal gençliğin ezilen halklara karşı ertelenemez görevi haline gelmiştir.

Şimdi devrim zamanı; şimdi devrimi pratik olarak örgütleme zamanı..