8 Mayıs 1945, Hitler faşizminin tarihin çöplüğüne atıldığı gün

8 Mayıs 1945, Hitler faşizminin tarihin çöplüğüne atıldığı gün
8 MAYIS 1945, STALİN ÖNDERLİĞİNDEKİ KIZIL ORDUNUN HİTLER FAŞİZMİNİ TARİHİN ÇÖPLÜĞÜNE GÖMDÜĞÜ GÜNDÜR!

İkinci emperyalist paylaşım savaşı 1 Eylül 1939 yılında Hitler Almanya’sının Polonya’yı işgaliyle başlayıp 8 Mayıs 1945 yılında sona erdi.

İkinci emperyalist paylaşım savaşı dönemin en kanlı savaşlarından biri olarak tarihteki yerini hala koruyor. 65 milyon insanın hayatını kaybettiği savaşta, Hitler, 6 milyon Yahudi’yi toplama kaplarında katletti.  Sovyetler Birliği vatan savunmasında 27 milyon insanını kaybederken,  Savaş da ölenlerin %33’ü asker. %67’si ise siviller olmuştur.

İkinci emperyalist paylaşım savaşı 1929 dünya ekonomik krizinin ortaya çıkması  ve krizin artık atlatılamaz olmasından sonra,  emperyalist sistem,  krizinden çıkmanın ”çaresini” savaşta görmüştür.

Alman emperyalizmi 1. Emperyalist paylaşım savaşında yenilgiyle çıkmış, istediği hedeflere ulaşamamıştı. Savaş da aldığı yenilgiyle birlikte parçalanan Osmanlı İmparatorluğu’nu da kaybeden Alman emperyalizmi, özellikle Balkanlarda istediği sonuçları alamadığı gibi, işgal ettiği Avrupa topraklarından da çekilmek zorunda kaldı. Alman emperyalizminin ikinci emperyalist paylaşım savaşına olduğundan fazla bir arzuyla girmesi, birinci emperyalist paylaşım savaşın da gerçekleştiremediği hayallerini yeniden gerçekleştirmek olduğunu da unutmamak lazım.

Genel bir değerlendirme olarak ikinci emperyalist paylaşım savaşı:

İkinci emperyalist paylaşım savaşına Müttefik Devletler olarak; Sovyetler Birliği, İngiltere, ABD, Çin ve Fransa, Mihver Devletler olarak da; Almanya, İtalya ve Japonya katılmıştır. Savaş 1941 yılından sonra Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliğinin işgali ve yok edilmesi üzerinden sürmüştür.

Alman emperyalizmi savaşa Hitler’le hazırlandı. Alman tekelci burjuvazisinin en gerici ve en şoven kesiminin temsilcisi olarak  Hitler  1933 yılında iktidara getirildi. Böylece Alman emperyalizmi 1. Emperyalist paylaşım savaşın da  kaybettiği  pazarlara yeniden göz dikti.

Hitler, iktidara geldikten sonra tüm demokratik hakları rafa kaldırdı. Komünist partisini yasakladı ve ırkçılığı propagandasının merkezine koydu. Hedefinde ilk olarak Yahudiler vardı. Hitler, Almanya’nın  1. Emperyalist paylaşım savaşının kaybedilmesinin sorumluları olarak Yahudileri görüyordu. Yahudiler, Almanya’da büyük bir sermayeye sahipti. Bankaların ve fabrikaların önemli bir bölümü, yine basının tamamına yakını Yahudilerin ellerindeydi. Hitler, tüm bunları ele geçirmek, ellerindeki sermeye ele koymak için Yahudileri hedef aldı.

Alman emperyalizminin bir diğer hedefi de Sovyetler Birliğiydi. Hitler, savaşla birlikte, işgal ettiği Avrupa’ya, 1941’den sonra Sovyetleri de işgal ederek dünya imparatorluğunu kurmak istiyordu. ABD ve diğer emperyalist devletler de ilk başta, Almanya’nın Sovyetleri işgal etmesine sıcak baktı.

İkinci emperyalist paylaşım savaşının artık ufukta görüldüğü  netleşmişken, Sovyetler Birliği’nin savaşın içine çekilmesi, ya da, Hitler Almanya’sının Sovyetlere saldırması durumunda savaşa hazır olmayan (aslında bir savaş istemeyen) Sovyetler Birliği, 23 Ağustos 1939 tarihinde Hitler Almanya’sıyla bir ”saldırmazlık paktı” imzaladı. Stalin’nin en çok eleştirildiği bu anlaşmazlık paktı konusunda Stalin’nin ne kadar haklı olduğu sonradan ortaya çıktı. Eleştiri, ”Saldırmazlık Paktı”nın imzalanmasıyla Polonya’nın işgaline göz yumulduğu ve Sovyetlerin kendi sınırına yakın Polonya topraklarına neden girdiği üzerineydi. Halbuki o dönem ortada bir Polonya hükümeti yoktu. Nitekim Sovyetler savaş bittikten sonra girdiği Polonya topraklarını tekrar geri vermiştir.

Alman emperyalizmi 1 Eylül 1939 yılında Polonya’yı eski toprakları olduğu gerekçesiyle işgal etti. Alman Orduları kısa sürede birçok Avrupa ülkesini de işgal ettikten sonra, Hitler, Sovyetler Birliğiyle imzaladığı ”Saldırmazlık Paktı”nı bir yana iterek,  22 Haziran 1941 tarihinde Sovyetler Birliğine savaş ilan etti. Hitler, ittifak kurduğu diğer güçlerle birlikte  ”Barbarossa Hareketi” adı verdiği saldırı da ilk hedef olarak da  Moskova, Leningrad ve Stalingrad’ı hedef aldı. İşgal edilen tüm köy ve kasabalarda kitlesel katliamlar yapıldı.

Alman emperyalizminin saldırmasıyla tüm dünya Sovyetlerin fazla dayanamayacağını ve teslim olacağını sandı. Evet, Sovyetler hazırlıksız yakalanmış ve saldırının bu kadar kısa bir sürede yapılamayacağını düşünmüştü. Stalin, büyük bir ustalıkla Kızıl ordunun önce savunmada kalmasını sağladı. İşgal bölgelerindeki fabrikalar sökülerek başka alanlara taşındı. Üretim yerleri kısa sürede silah ve tank üreten fabrikalara dönüştürüldü.

Stalin, 3 Temmuz 1941 tarihinde tüm Sovyetler halkına seslenerek vatan savunmasına katılmaya çağırdı. Halk, bu çağrıya cevap olarak tarihi direnişe katıldı. Stalin, Kızıl Ordunun işgale karşı yetersiz olduğunu, buna karşın sivil halkın savaşa katılmasını istedi. Leningrad’da bir milyonun üzerinde sivilin katıldığı bir direniş hareketi örgütlendi. Tüm dezavantajlara karşın Sovyet halkı büyük bir direniş sergiledi. 8 Eylül 1941 tarihinde kuşatılan Leningrad,  27 Ocak 1944 tarihine kadar büyük bir direnişe  sahne oldu.

Alman işgal orduları Moskova ve Leningrad’ı alamayacağını anladığı anda, savaşın yönünü  Stalingrad’ın alınmasına çevirdi. Zira,  Stalingrad aynı zamanda bir simgeydi. Hitler,  Stalingrad’ı ele geçirerek psikolojik bir üstünlük sağlamak istiyordu.  Stalingrad’ın ele geçirmesi, sosyalizme vurulmuş bir darbe olarak da görülüyordu. Alman işgalci ordusu  Stalingrad’ı yerle bir etti. Yıkılmayan ev kalmadı. Şehrin %90 işgalcilerin eline geçmişti. Stalin, kışın gelmesini bekledi. Nihayet, kışın bastırmasıyla birlikte, Hitler Ordusu yemek, cephane ihtiyaçlarını karşılayamaz oldu. Kızıl Ordu, Stalin’nin emriyle başlattığı ”Uranüs Hareketiyle”  Alman  askerlerinin etrafı sarıldı ve öldürücü darbeyi vurmaya başladı.

Stalingrad vatan savunmasında Sovyet kadınları büyük bir direniş örgütlediler. Oluşturulan küçük gerilla gruplarıyla Stalingrad’ı savunan 75 bin kadın direnişçi faşist işgalcilere darbe üzerine darbe vurdu. Hava savunmasında da pilotların %25’ni kadınlar oluşturuyordu. Stalingrad, 182 gün süren büyük bir direniş sonunda kurtarıldı ve 300 bin Alman askeri teslim alındı. Stalingrad direnişin de  Kızıl Ordu 478 bin 741 ölü, 650 bin 878 yaralı vermiş, tarihe  Stalingrad direnişi olarak geçen büyük vatan savunması hala ezilen halklara esin kaynağı olmaya devam ediyor.

Stalingrad’ın Nazilerden alınması savaşın seyrini de değiştirdi:

Sovyet Kızıl Ordusu, Nazi ordularını önlerine katıp Berlin’e kadar kovalamış 2 Mayıs’ta, dönemin Alman parlamentosunun tepesine Sovyet askerleri Aleksey Kovalyov, Abdülhakim İsmailov ve Leonid Goryçev’un kızıl bayrak çekmesi ile faşizmin yenilgiye uğratılmasından 6 gün sonra, 8 Mayıs 1945 günü Almanya’nın kayıtsız koşulsuz teslim olduğunu imzalayan Nazi generalleri aynı zamanda Sovetler Birliğini de teslim olduklarını imzalamış oldular.

Haziran 1944’de İngiltere ve ABD’nin “Normandiya çıkarması” ile birlikte Hitlere darbenin Batı’dan vurulduğu propagandası yapılmaya devam ediliyor. Bu, ABD ve İngiliz emperyalist güçlerinin tarihi çarpıtmasından başka bir şey değildir. Tarih çarpıtabilirler, ancak silemezler, yok sayamazlar. Hitler Almanya’sının yenilmesinde belirleyici  güç Kızıl Ordu olmuştur. Avrupa’da Stalin karşıtlığının bu kadar büyük olmasının bir nedeni de budur. Batılı emperyalistlerin faşizmi ve komünizmi aynı kefeye koyarak eşitlemesi, Stalin ve Kızıl Ordunun kazandığı zaferi itibarsızlaştırma çabası olarak hala devam etse de bunu başarmaları mümkün değildir.

Sovyetler Birliği, sadece vatan savunması yaparak Alman faşizmini Sovyetlerden silip süpürmemiş, aynı zamanda  Avrupa halklarını da faşizmden kurtarmış oldular. Savaş, aynı zamanda birçok demokratik ve sosyalist ülkenin kurulmasına yol açtı. Doğu Almanya’nın sosyalist bloka katılması da bu tarihte gercekleşti.

İşte bu tarihi günün 75. Yıl dönümündeyiz.  Sovyetler Birliği’nin büyük bedeller ödeyerek kazandığı bu zaferin mirasçıları olarak faşizme, emperyalizme ve her türden gericiliğe karşı mücadelesinin ileri taşınması gibi tarihi bir görevle karşı karşıyayız.

Kononavirüsün tüm dünyayı sardığı bugünlerde, dünya ezilen halklarının 8 Mayıs 1945 tarihinde kazandığı büyük zaferin izinde yürüyerek yeni zaferlere imza atacakları günler yeniden gelecektir.