15-16 Haziran büyük işçi direnişi

15-16 Haziran büyük işçi direnişi

1970 yılında gerçekleşen 15-16 Haziran büyük işçi direnişinin 50. Yılındayız. 15-16 haziranda Türkiye’de işçi sınıfı ayağa kalkmış, tam iki gün üretimi durdurmuş, sokaklardaki polis, asker barikatlarını yıkarak büyük bir yürüyüş gerçekleştirmişlerdir.

15-16 Haziran büyük işçi direnişini dünyada gelişen öğrenci gençlik ve işçilerin eylemliliklerinin Türkiye’deki işçi sınıfına bir yansıması olarak da görmek gerekir. Aynı tarihlerde başta Avrupa olmak üzere öğrenci gençlik ve işçi eylemliliklerine sahne olmaktaydı dünya.

1966 yılında Çin’de gerçekleşen Büyük Proleter Kültür Devrimi dünyada işçi sınıfı ve gençlik içerisinde yankısını buldu. Aynı dönemde Vietnam’da Vietnam İşçi Partisi (VİP) ABD emperyalizminin işgaline karşı verdiği ulusal kurtuluş mücadelesini zaferle taçlandırarak ABD emperyalist işgalcileri Vietnam’dan söküp attı. Vietnam İşçi Partisinin zaferle taçlanan mücadelesi dünyada anti-emperyalist mücadelenin gelişmesinin işaret fişeği oldu. Özellikle öğrenci gençlik içerisinde anti-emperyalist düşünce ve mücadeleler ön plana çıktı.

Fransa’dan başlayan Avrupa ve dünyaya yayılan öğrenci gençlik eylemlilikleri gerçekleşti. İşçiler grevler ve fabrika işgalleri gerçekleştirirken öğrenci gençlik de üniversitelerde boykotlar, işgaller gerçekleştirdiler. Fransa’da 1968’de mayıs ayında gerçekleşen olaylar 3 mayısta Paris’teki Sorbonne üniversitesinde başladı. 6 mayısta 20 bin öğrenci ve üniversite hocası.13 mayısta yine Paris’te bir milyon üzerinde insan yürüdü. 14 mayısta birkaç fabrikada başlayan işçilerin işgalleri 16 mayısta 50 fabrikanın işgal edilmesiyle devam etti. 18 mayısta 2 milyon işçi grev yaptı. Bir hafta sonra grev yapan işçi sayısı 10 milyona çıktı. Fransa’da grev hareketi sendikaların denetiminden çıktı. İşçiler maaş artışlarıyla yetinmediler. Cumhurbaşkanının ve hükümetin istifa etmesini istediler. Fabrikaların yönetimlerinin işçi konseylerine devredilmesini istediler. Cumhurbaşkanı De Gaulle başkanlık sarayını terk ederek askeri bir garnizona sığınmak zorunda kaldı.

Fransa ve Avrupa’da bu gelişmeler yaşanırken tüm dünyada da işçiler, emekçiler, gençlik özgürlük, devrim ve sosyalizm türküleriyle, marşlarıyla sokakları, meydanları doldurdular.

Türkiye’de de Çin’de gerçekleşen Büyük Proleter Kültür Devriminin ve Vietnam’da ABD’ye karşı verilen anti-emperyalist mücadelenin öğrenci gençlik ve işçi sınıfı içerisinde hareketlenmeler yarattı. Öğrenciler boykotlar, üniversite işgalleri gerçekleştirdiler, köylüler toprak işgalleri yaptılar. İşçiler, emekçiler grevler ve işgaller gerçekleştirdiler. İşte 15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi de bu süreçte gerçekleşti.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişinin 50. yılındayız. Bundan tam 50 yıl önce Türkiye’de işçi sınıfı grev ve toplu sözleşme haklarının kısıtlanması ve sendika seçme, değiştirme hakkının elinden alınmak istenmesine karşı ayağa kalktığı gündür.

15-16 Haziran işçi sınıfının 274 ve 275 sayılı grev ve toplu sözleşmelerle ilgili hakların kısıtlanması ve sendika seçme özgürlüğünün elinden alınmak istenmesine karşı ayaklandığı gündür.

1970 yılında Demirel hükümetinin DİSK’in öncülüğünde devam eden işçilerin grev ve direnişlerinin engellenmesi için çıkardıkları bu yasaya karşı başladı 15 Haziran sabahı işçilerin yürüyüşü.

15 Haziran günü DİSK’in çağrısına uyan işçiler üç kol halinde İstanbul şehir merkezine doğru yürüyüşe geçtiler. 15 Haziran sabahı İstanbul, İzmit ve Gebze’de 100 bine yakın işçi yüzlerce iş yerinde birden iş bırakarak tarihi direnişi başlatmışlardır. Öncelikle Gebze bölgesindeki sanayi işçileri Ankara asfaltı üzerinde yürüyüşü geçerek tren ve kara yollarını işgal etmişler, diğer fabrika işçilerini de direnişe çağırmışlardır.

Gebze, Kartal tarafında başlayan yürüyüş ve direnişlere Trakya tarafındaki fabrikalar da Kağıthane’de, Eyüp’te, Levent’te aynı anda direniş başlamış 100 binlerce işçi sokakları, meydanları işgal etmişlerdir. 100 binden fazla işçinin iş bıraktığı, direnişe geçtiği fabrikaların başında Türk Demir Döküm, Sungurlar, Otosan, Rabak, Philips, Profilo, Arçelik, AEG, Singer, Aygaz, Mersedes, Magirus, Uze, Grundig… gibi fabrikalar vardı.

15 Haziran akşamı Bakanlar kurulu bir toplantı yaparak 60 günlük sıkıyönetim ilan etti. Hükümet yetkilileriyle DİSK yöneticilerinin yaptıkları toplantıdan sonra sıkıyönetimin ilan edilmesiyle beraber DİSK yöneticileri de radyodan işçilere seslenerek direnişin bittiğini ilan ediyorlar. DİSK yöneticilerinin bu kararına karşın işçiler direnişe devam kararı alarak 16 Haziran günü de direnişi devam ettirmişlerdir. İşçiler arasındaki devrimci işçiler, sosyalistler mücadeleyi yükseltmek, kazanımla sonuçlandırmak için var güçleriyle çalışıyorlardı.

6 haziran günü 150 bin işçi yürüyüşe geçti. Bu kez yürüyüşe geçen işçilerin karşısına coplu, tabancalı toplum polisleri, tanklı, tüfekli, süngülü askerler çıkarılmıştır. Taksim’de buluşmak üzere Anadolu yakasından Kadıköy ve Üsküdar’a doğru yürüyüşe geçen işçilerin yolu polis ve asker barikatları tarafından kesiliyor. Aynı zamanda şehrin dört bir yanından dalgalar halinde şehrin merkezine işçi kafilelerinin, Haliç’teki köprüler açılmak ve araba vapur seferleri iptal edilmek suretiyle önleri kesilmiştir. İşçilerle güvenlik güçleri arasında ilk büyük çatışma burada çıkıyor. İşçiler ellerindeki pankart sopa ve çubuklarıyla polislere karşı saldırıya geçip barikatları birer birer aşınca askerler süngü takarak işçilerin üzerine gönderiliyorlar. Ancak bu da işçi kollarının ilerleyişini engelleyemiyor. Levent’te, Kadıköy’de engelleme daha da ileri götürülerek polisler ve askerler tarafından işçilere ateş açılıyor. Açılan ateş sonucu 3 işçi yaşamını yitiriyor, onlarca işçi yaralanıyor.

15-16 Haziran işçi eylemleri işçi sınıfının kendi gücünü tanıması bakımından çok büyük bir öneme sahiptir. Direnişin İstanbul’la sınırlı kalması Türkiye geneline yayılmaması, çok daha fazla işçinin direnişe katılamaması, sınıf örgütlülüğünün zayıf olmasından kaynaklandığını söylemek, yazmak yanlış olmaz.

Yine de Türkiye işçi sınıfının en kitlesel eylemlerinden biri olan 15-16 Haziran eylemleri devrimciler ve sosyalistler açısından tekrar tekrar incelenmesi gereken çok önemli derslerle dolu bir deneyim olarak karşımızda duruyor.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişinde Alibeyköy’de Türk Demir Döküm fabrikasında işçilerin içerisinde, işçilerle birlikte direnişlerde yer alan Türkiye Devrimci Hareketinin önderlerinden İbrahim Kaypakkaya’nın 15-16 Haziran direnişinden çıkardığı dersleri yazmak bu direnişe ışık tutmak için önemlidir.

”İşçi hareketi birinci olarak, devrimin şiddete dayanacağını, bunun zorunlu ve kaçınılmaz olduğunu gösterdi. Bütün pasifist ve parlamentarist görüşlere ağır bir darbe indirdi”.

”İkinci olarak işçi hareketi halkın kurtuluşunu hakim sınıfların ordusundan beklemenin ne derece ahmakça bir hayal olduğunu gözler önüne serdi”.

”Üçüncüsü 15-16 Haziran direnişi gerçek kahramanın kitleler olduğunu bir kez daha gösterdi”.

”Dördüncüsü 15-16 Haziran direnişinin bastırılması, devrimin ilk başlarda şehirlerde başarıya ulaşamayacağını, şehirlerde zaman zaman ortaya çıkacak işçi ayaklanmalarının kırlık bölgelere çekilmediği takdirde bastırılmaya mahkum olduğunu gösterdi”.

”Beşincisi sıkıyönetim altında, en zor şartlarda dahi mücadeleye devam etmenin ancak gerçekten devrimci bir örgütlenmeyle, kanun dışı bir temel atarak ve çalışmaları bu temel üzerine inşa ederek mümkün olabileceğini gösterdi”.

”Altıncısı 15-16 Haziran direniş, ülkemizde devrimin objektif şartlarının ne kadar olgunlaştığının somut bir delili oldu”.

Bugün bu tarihi direnişi hatırlamak her zamankinden daha önemli. Hakim sınıfların temsilcisi durumundaki AKP ve başı RTE ekonomik krizin yarattığı sonuçlarla baş etmek, ekonomik krizin yükünü işçilere, emekçilere yüklemek ve gelişen/gelişebilecek karşı duruşları bastırmak için işçi sınıfı üzerindeki baskıyı arttırdı, grevleri yasakladı, direnişleri polis şiddetiyle engellemeye çalışıyor. Korona virüs salgınını iktidarları için kazanıma dönüştürme çabasındalar.

Korona virüs salgınıyla birlikte hakim sınıf temsilcileri kendilerini virüsten korumak için saraylarına kapanırken, bir yandan ”evde kal” çağrıları diğer yandan hafta sonları ve resmi tatilleri kapsayan sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği günlerde ”üretmeye Mecburuz” anlayışıyla işçilerin fabrikalarda, madenlerde, tersanelerde, şantiyelerde, tarımda dip dibe çalıştırılmaya devam ediliyor.

İş yerlerinin can pazarına dönüştürüldüğü bu günlerde 11 Mart ile 10 Mayıs arasında en az 128 işçinin korona virüs salgını nedeniyle yaşamını yitirdiği İstanbul İşçi Sağlığı ve Güvenliği (İSİG) Meclisi tarafından açıklandı. Korona virüsün mayıs ayında daha da yaygınlaştığına tanık oluyoruz. İş verenlerin salgına yakalanan işçilere rağmen üretimi sürdürdüğü ve pozitif vakaların saklandığı basına yansımaktadır.

Gıda fabrikalarında, marketlerde, kargo firmalarında, fırınlarda, depolarda ve hastanelerde çalışma saatleri 12-14 arası değişen angarya çalışmaya dönmüş durumdadır.

Bu durumuyla korona virüs salgını da bir sınıf sorunudur. AKP’nin başı RTE sokağa çıkma yasağının olduğu günde ziyaret ettiği şantiyede sosyal mesafe gereği uzaktan işçileri selamlarken, işçilerin sosyal mesafe önlemleri olmadan kalabalıklar halinde istiflenmesi karantina uygulamalarının sınıfsal yönünü göstermiş oldu.

15-16 Haziran Büyük İşçi Direnişi işçi sınıfının kendi gücünün farkına vardığında nelere kadir olduğunu göstermiştir. Bugün de tek adam diktatörlüğü tarafından pervasızca çıkarılan emek karşıtı, işçi düşmanı yasa ve düzenlemelere karşı işçi sınıfı 15-16 Haziran mücadeleci geleneğini kuşanarak bu saldırıları durdurabilir. Sermayenin ve onun iktidarının emeğe karşı düşmanca politikalarını boşa çıkarabilir.

Bunun için de işçi sınıfının devrimci bir sendikal örgütlülüğe ve yakıcı bir şekilde kendini hissettiren sınıf örgütlülüğüne gereksinimi vardır.