7 Haziran 2015 seçimlerinin değerlendirilmesine duyulan ihtiyaç

7 Haziran 2015 seçimlerinin değerlendirilmesine duyulan ihtiyaç

Haziran ayına girerken 7 Haziran seçimlerin sonuçları yene tartışılacak ve 1 Kasım sonuçları bir daha değerlendirilmiş olunacaktır. Tabii her tartışma bir nedensellik üzerinde gelişirken elbet tarafların kendine uygun öznel tartışmaları yanında, bağımsız gözle tartışanlarda olacaktır. AKP MHP tarafı Kürt siyasetini karalayarak söze başlayacaktır. Lafı eğirip dolandırıp hendek davasına getirecek ve kendi insanlık dışı katliam suçunu HDP nin o dönem yönetimine ve bir bütün Kürt siyasetine mal etmeye kalkacaktır. HDP nasıl değerlendirir bilemeyiz. Ancak ciddi bir özeleştiri olgunluğuyla bu dönemi ele alıp değerlendirmesine büyük ihtiyaç olduğu ortadadır. AKP’nin 7 Haziranda yüzde 40 oyunu 1 Kasımda yüzde 49 a katlamışsa, bunu HDP CHP’nin başarısız muhalefet duruşuna bağlamak gerek. HDP yüzde 13 ten yüzde 10 düşmüşse bu durum AKP nin başarısı değil, HDP nin kendi stratejik politik başarısızlığındandır.

HDP 5 Haziran Amed miting bombalama provokasyonun da ki o kararlı duruşunu devam ettirseydi acaba sonuç böylemi olur muydu?  Bu soruyu HDP kendine bizce sormalıdır. Neyi nerde kaybetmişsen, kaybettiğin yerde ara özdeyişini 5 Haziran itibariyle kendine sorabilmelidir. Sorar mı sormaz mı bilemeyiz. Bunu HDP bilir. HDP yönetimi bilir. Yine de kısada olsa o dönemi bir daha hatırlatmaya ihtiyaç var. AKP’nin derin devlet eliyle 1 Kasımda kazanmak için nasıl bir yol çizdiğine bakmak gerek. Ve bu yolun ne kadar kanlı bir yol olduğunu o dönemde gerçekleşen katliamları hatırlatarak anlaşılır kılmaya çalışalım. Bu hatırlatmayla belki Kürt siyasetini tu kaka etme yaklaşımdan az da olsa uzaklaşılmış olunur ve o dönemin başbakanı Davutoğlu’nun eğer o beş aylık süreç anlatılmaya kalkılırsa kimse kimsenin yüzüne bakamaz olur sözün ne anlama geldiği daha iyi görülmüş olur ve daha doğruya yakın, aklıselimce değerlendirilmiş olunur.

Bu beş aylık dönemi, bir bütün devletin kirli tezgâhı olarak adlandırmak bizce doğru tespit olacaktır. Sırasıyla vermek gerekirse;

5 Haziran Diyarbakır HDP mitinginden kanlı bombanın patlatılmasıyla 5 yurtsever insanın katledilmesi yanında 400 insanın yararlanması HDP’ye verilen mesaj ayağınızı denk alın mesajıydı. Denk almasanız bunun daha beterin beteri başınıza gelir demekti. Ayrıca bu provokasyonla genel seçimlerde ya HDP’nin çekilmesi ya da seçimlerin ertelenmesi hesaplanmıştı. Hesap tutmadı. İki gün sonra gerçekleşen seçimde HDP’nin barajı geçmesiyle kendilerin deyimiyle büyük Osmanlı tokadını yemiş oldular. Yaşamını yitiren beş yurtsever demokrasi özgürlük şehitleri olarak bu kanlı saldırıda yerini alırken, HDP’nin zaferi özgürlük mücadelesinin geleneği bu şehitler sahasında bir daha perçinleşti.

Bu gelenek neydi? Her şehit karşısında hamleci olma, mücadeleyi zafer, sıçrama vesilesi kılmaktı. Barış özgürlük şehitleri olan beş haziran şehitlerini bu vesileyle saygı minnetle anıyoruz. HDP yüzde 13.1 oy alarak yüzde 10 barajı aşıp 80 milletvekiliyle 5 Haziran provokasyonuna en iyi cevap veren durumda çıkış yaparken, AKP ilk kez gerilemiş ve tek başına hükümet olma durumunu kaybetmiştir. İşte bu iki ayrı sonuç iyi taktisiyken olmayı elzem kılmaktaydı.

AKP Ergenekon MHP ile bir araya gelerek nasıl kazanılacağı üzerinde düşündü ona göre 1 Kasım seçim taşların döşemesene başlarken, HDP sokakları boşaltarak meydanı AKP’ye bırakmış oldu. AKP’nin döşemekte olduğu taşlar kanlı virajların geçişkenliğiyle döşenmekteydi. AKP’nin başı kararlıydı bir daha kaybetmekten ise, kanlı dönemeçleri geçmeyi göze almaktaydı. Bunun için devleti oluşturan kliklerin en derin ve İttihat Terakki geleneğinden gelen kara faşist Ergenekon ve resmi temsilcisi MHP ile ittifak yapmakta sakınca görmedi. Derin devletin bu kanadıyla uzlaşınca artık AKP ve başı 1 Kasıma yol alabilirlerdi.

Peki, AKP bunu yaparken, HDP ne yaptı? HDP ürkek davrandı. Kendisinin müttefiki olan ve bu kara faşizme karşı koyabilecek güçleri yanına çekip harekette geçeceğine, kendini eve kapattı. Teşkilat binalarına kapattı. O dönemin HDP Eş başkanı bir kişinin burnu kanatılacağına her türlü zaferle sonuçlanacak seçimleri kanatılacak kana yeğlerim demekteydi. Peki, yeğlediği ve tercih ettiği bu durum kanlı süreci engelledi mi? Elbette engellemedi. Tam tersine kanlı provokasyonlar 1 Kasıma kadar durmadı devam etti. Bu beş aylık zaman diliminde siviller, gerilla, masum insanlar katliamlarda nasibini almaya devam etti.

Bu katliamlar yapılırken CHP koalisyon görüşmeleri adına oyalanırken. HDP pasif bir tutumla bekle gör politika ve eylemsizliği içindeydi. AKP muhalefetin bu edilgen durumunu öyle bir fırsatta çevirdi ki, Adeta korku imparatorluğu yaratmak üzere çöktürme planı adına bir plan devreye koydu. Öyle bir hava estirdi ki, AKP bir daha kaybederse çok korkutucu sonuçlar gelişir ve hiç kimse bu korkutucu sonuçlar altında kalkamaz. AKP kaybederse batan Türkiye gemisiyle hepimiz kaybetmiş oluruz psikolojik rüzgarını fora yapıp sürecin gemi kapatanlığını kimseye kaptırmamış oldu. Bu korkutucu algıyla 1 Kasımda AKP ye oy verelimde bu kanlı katliam sürece son bulsun düşüncesi zamanla bilinçsiz, örgütsüz, kararsız insanların zihnine hakim oldu.

Tabii Kürt düşmanlığı da bu kanlı sürecin ırkçı milliyetçi sahiplerine iyi malzemeydi. Bu malzemeyi de vatan bölünüyor martavalına yedekleyince yol almak daha bir kolay oldu. Kürt düşmanlığıyla HDP’yi teröristlerin yanında göstermek, gerillayı vatanı bölmek, Kobani sahiplenenleri teröristlere yardım etmek, sivil barış eylemlerini terörizme hizmet etmek gibi demogojik yalanlarla her türlü kirli kanlı uygulamaların malzemesi olmaktaydı. Bu malzemelerle kanlı süreç art arda tezgahlanarak yeni kanlı provokasyonlar için zemin yapılmaktaydı. Bu zemin üzerinde tüm kanlı katliam süreçlerini maniple ederek, örter olmaktaydı. Bu yalan algı altında Kürtleri öldürerek zayıf duruma düşürmek ve Türkiye demokratik devrimci güçlerini darbeleyip kazanım olan demokratik hak özgürlükleri ellerinde almak izlenen temel stratejik ve taktik oyun olmaktaydı. Bu oyunla 7 Haziran 1 Kasım arası olan bu beş aylık dönemin kanlı insanlık dışı katliamları bir bir gerçekleşmekteydi. Gerçekleştirilmiş olan bu katliamları özetle bir daha hatırlamak gerekirse tablo şu şekilde karşımıza çıkacaktır.

2009 2015 arası süren çözüm süreci ilk sonlandırılan adım oldu ve devreye çöktürme planı konulmuş oldu. Tayibin benim bu müzakere görüşmelerinde haberim yok deyişi çöktürme planın startı olmaktaydı. Sayın Abdullah Öcalan’ın darbe mekaniği devrededir uyarısı bir nevi gerçekleşmiş oldu.

20 Temmuz 2015 SDGF li gençlerin Kobaniye yapılacak okul için Suruç ta bir araya gelişini fırsat bilerek DAİŞ eliyle kanlı bombanın patlatılması ve 33 gencin bu katliamda can vermesi durumu yaşandı. Bu gençleri saygıyla anıyoruz. Rojava devrimi bu gençlerin ve başka enternasyonal gençlerin dayanışma buluşmasıyla bugün ayaktadır. Bu gençlik ruhu Rojava devrimini hep besleyen taze anı olarak kalacaktır. Şahadette ulaşan bu genç şehitler Rojava devrimin abideleri olarak rojava halkın yüreğinde bilincinde daima yerini koruyacaktır.

22 Temmuzda Ceylanpınar da iki polisin evde öldürülme provokasyonu ve yerel seçimlerde bir kontranın Belediye başkanın seçilmesinin önünün açılması ve Ceylan pınarı Rojava devrimin saldırı üssü haline getirilmesi.

Ankara tren garında 10 Ekimde gerçekleşmekte olan barış mitingine iki DAİŞ’ li caniyi canlı bomba olarak patlatılması ve 102 canın seyit düşmesi yanında, yüzlerce insanın yararlanmasına sebep olunması. Barış özgürlük şehitleri olan bu 102 yoldaşı saygı minnetle anıyor, bu 102 özge can Kürt Türk halkların her daim barış özgürlük köprüsü olmaya devam edeceklerdir. Sonsuza kadar devrimcilerin, yurtseverlerin, demokratların bilinç yüreğinde yaşayacaklardır.

Bu kanlı süreç ardında 1 Kasım seçimleri AKP lehine sonuçlanarak TC inin 1925 darbeci geleneğin yenilenmesine vesile oldu. Davutoğlu Fatih Okyar gibi hükümet başkanlığından alınarak kukla olan Binalı Yıldırım ve Ergenekon temsilcisi soysuza (Süleyman Soylu) görev verilerek kanlı yolun süreci böylelikle açılmış oldu. 1 Kasım sonrası MHP nin dışarıdaki desteğiyle AKP’nin yeni kanlı karanlık kontra faşist yönetimi iktidara gelmiş oldu. Artık ne yapıp edip Kürt siyasetini etkisiz kılmak ve bir daha belini doğrultmamak temel emel amaç olundu. Bir daha 7 Haziran benzeri sonucu yaşamamak için her türlü insanlık dışı muamele devlet bekası adına meşru görülen yol oldu.

NATO AB’nin desteğiyle AKP rejimi artık orta doğuda Kürtleri yok etmenin savaş baronu haline getirilmiş oldu. Bugün hala ayakta ise bilinmelidir ki, AKP’nin devletin faşist karakterin güçlülüğünde değil, Kürt siyasetinin bütünlüklü duruşu ve Türkiye devrimci demokratik devrimci güçlerin ortak duruş olamama zayıflığındandır.

Başta HDP ciddi bir öz eleştiriyle bu döneme yaklaşmak zorundadır. Neden 7 Haziran sonrası meydanı boş bıraktığını bir daha sorgulamalı ve bu döneme politik özeleştiri olgunluğuyla yaklaşabilmelidir. Neden bir kişinin burnu kaynayacaksa birçok zaferle sonuçlanabilecek seçimi kaybedelim çizgisine gelindi.

Bu çizgiye gelmekle gerçekten kan durdu mu? Durmadığı ortada değil mi! O zaman başka bir gözle değerlendirmeye ihtiyaç vardır. Başta HDP kendisini bir misyon partisi olarak görmesi gerekiyordu. Hangi misyon? Elbet Kürt özgürlük siyaseti ve Türkiye devrimci demokrasi güçlerin ortak misyonu görmesi gerekiyordu. 7 Haziranı bu temelde sahiplenmesi gerekirdi. Nasıl ki, 5 Haziran katliamına cevap sokakta ayrılmak değil, sokağı terk etmemek kararlılığı 7 Haziran seçim zaferine dönüştürebildiyse, aynı şekilde 7 Haziran sonrası da bu kararlılığı devam ettirmesi gerekiyordu. Bu kararlılığı gösterseydi belki 1 Kasım seçim kararı bu denli kolay alınmaz, uygulanmazdı. 6-7 Ekim olayları sadece iki günle sınırlı değil, beş aylık zamana yaydırılsaydı acaba AKP 1 Kasım zafer sonucuna bu kadar kolay varır mıydı, varmazdı sorusunu sormaya bir daha ihtiyaç vardır.

Bu dönemin temel çıkmaz neydi? Çıkmazı iki sebepti; birincisi HDP’nin kendini dar Kürtçü milliyetçi jargonunda kurtarmayışı, ikincisi Türkiye ezilen halklarına karşı demokratik devrimci görevlerin bilinç hissiyatıyla tam hareket edemeyişiydi. Halada bu çelişkili durum devam etmekte ve bu çelişkili durum nedeniyle ilk kuruluş başlangıcında yakaladığı moral üstünlük değerine bir türlü ulaşamamaktadır. Peki, bu çelişkili durum nasıl aşılır. Tabi ki HDP’nin dayanağımdır dediği ve zaman zaman aşırıya kaçan Kürtçü, milliyetçi odaklı siyaset geleneğinde demokratik özgürlükçü sosyalist geleneğe uygun farklıklarla bir arada olmayı unutmaması, İkincisi Demokratik ulus bilinciyle tekçi ulus devlette karşı halkların demokratik özgürlükçü temsili olduğunu unutmaması. Bunu unuttuğu anda işte o zaman sorunlar başlar ve ardı sıra daralma tekleşme gelişir zayıflama baş göstermiş olur.

Unutulmamalıdır ki, HDP kuruluş gerekçesi tekliliğe karşı çokluluğu esas almasıdır. HDP ne kadar çoklu olursa o kadar zenginleşir, zenginleşen haliyle büyüyen, güçlenen, güç toparlanan atak, sıçramayı içinde yaşayan parti olur. Özgün duruşu farklılıklarla bir arada olma, farkındanlıkla çalışır duruma gelmesinde geçer.

Ulus devlet siyasetine karşı demokratik ulus bilinciyle radikal demokrasi güçlerin ortak evi olma edim, bilinç duruşu içinde olması gerekir. Ulus devletle demokratik ulus arasında ince soğan zarı kadar bir ince perde bulunmaktadır. Bu perde hassas perdedir. Dikkat edilmese yırtılır yanlışa gidilir. HDP’nin durduğu nokta demokratik özgürlükçü duruş ve tekçi devlet karakterini demokratik duyarlılığa kazandırmak olmalıdır. Devletin partisi ya da devlet partisi yerine geçme değildir. Formülü bellidir. Formülü demokrasi artı devlet formülüdür. Ne kadar demokrasiye sahiplenir, demokrasi mücadelesinde radikalleşirse, devlette o kadar diktatörlük baskıcı emelini gerçekleştiremeyecek duruma gelir.

HDP’nin farkı bireyin örgütsel toplumsal temsiliyetini HDP’de yakalamasıdır. Özgür bireylerin bilinç dünyasıyla partiyle buluşması, siyaset yapmasıdır. Yani bireyin iradeleştiği, toplumuyla demokratik özgürlükçü buluşmasını yakaladığı parti olmasıdır. Bu misyonla HDP başlangıç yaptı. Halkların demokratik partisi ismi hak etti ve kuruluşunu ilan etti. Başlangıçtaki kuruluş rengi farklılıklarla zenginlik buluşmasıydı. Bu zengin çıkış ve duruş güven verici oldu ve kısa zamanda HDP’yi çekim merkezi haline getirdi. Ama bu duruş zamanla zaaf yetersizliğe düştükçe başlangıç güvenini git gide kaybetmiş oldu. Dar sınırlı ve aynıların  bir araya geldiği parti durumuna dönüştükçe, iç sorunlar yaşayan parti duruma geldikçe AKP ve kontra yönetiminin anti demokratik katliamcı saldırıları daha bir gemiye azıya alınmış oldu.

Belediyelere kayyumlar atanması, Rojava devrimine saldırılar, Şengal, Mahmur, Kandil saldırıları yanında Türkiye’de KHK kararlarıyla tüm demokrat aydın, örgütleri çalıştırılamaz duruma getirilmesi, Cizre, Sur katliamları peşi sıra gelmiş oldu. Bir nevi özünde uzaklaşan HDP devlet partisi olan kontra iktidar kliğine moral güç verdi. HDP seçimden seçime yol alan devlet partisi durumuna düştükçe daralma misyonunda uzaklaşan parti durumuna düştü. Bazıları Sur Cizre sonuçları HDP’yi bu duruma düşürdü söylemleri tam AKP nin özel savaş propagandası yalanına kanmaktır. Düşünün beş ay boyunca 6-7 Ekim gibi, gezi eylemi gibi halk sokakta inmeseydi acaba AKP kontra iktidarı bu kadar pervasız saldırı içinde olur muydu olmaz mıydı bir daha herkesin kendisine sorup durması gerekir.

HDP direnen noktada dursaydı, bileştirici öncü rolüyle devletin bu kirli tezgahına takoz koyabileceği gibi, belki Cizre Sur  KHK 15 Temmuz yalancı darbenin önünü de almış olurdu. HDP’nin safı belidir. HDP radikal demokrasi duruşuyla devleti reforma etme göreviyle değil, devleti daraltma işlemez kılarak, halkların ezilenlerin lehine demokratik çizgiye çekme misyonuyla görevli olduğunu bir saniyede olsa bile akılda çıkarmaması gereken devlet dışı partidir. Radikal, toplumcu örgütlü parti olduğunu unutmayıp, bu bilinç disiplinle çalıştıkça, işte o zaman tekrar güven veren, bu güvenle tüm farklılıkların demokratik özgürlükçü bileşke partisi durumuna gelmiş olur. Bu bilinç sorumlulukla görevlerine yaklaşmazsa işte o zaman daralır, zayıf düşer, AKP gibi katliamcı kontra partilerin yolunu açan durumuna düşmüş olur.

HDP’li arkadaşlar kolaydır böyle yazmak, birde yaşadıklarımıza bak diyebilirler. Biz ne yaşıyoruz bir biz biliriz diyebilirler. Ne yaşadıkları ortadadır. Yaşadıkları ideolojik politik derinleşme zayıflığıdır. İdeolojide derinleşme olmayınca, haliyle çıkışsızlık, öngörüsüzlük yakalarına yapışan olmaktadır. Ulus devlet siyasetine karşı demokratik ulus bilinciyle yoğrulmadıkça böylesine çıkışsızlıklar, hattalar elbette devam edecektir.

Ahmet Şık partisinde istifa etmişse bunu sadece Ahmet Şıkın istifasına mal ederek işin içinde çıkılmamalıdır. Demek ki, kuruluşunda ki amacında önemli oranda şaşmıştır ki, daralma yaşanmış ve bu daralma sonucunda bu istifa gerçekleşmiştir. Bir kere her HDP’li özgürlükçü dünyasıyla HDP’de yer alırsa, işte o zaman hak ettiği misyonuna uygun buluşmasını yakalamış demektir. Yok, tersi olursa ve yönetimin otoritesiyle dar merkez kararlarıyla devlet partisi ağalığıyla hareket ederse, işte o zaman HDP kendi olmaktan çıkmış olur, devlettin ideolojik siyaset meşrebine su taşıyıcı durumuna düşmüş olur. Devletin su taşıyıcı meşrebi durumuna düşmek istemiyorsa kuruluş misyonun ciddiyet bilinci, disipliniyle hareket etmesi zorunludur. Misyonu özgür bireyin özgür toplumuyla kurduğu özgürlük zihin dünyasıyla buluşmasıdır. Yani özgür ulus bilinciyle bir araya gelmiş özgür birey topluluklar partisi bağıdır.

HDP’de özne bireydir. Bireyin kendini özgür hissedip aşk düzeyinde çalışır ortamda buluşmasıdır. Çalıştıkça özgürleşmeye kavuşmasıdır. Bu ortam değil de tam zıddı durum içinde hareket eder yaklaşır ve ben klasik devlet partileri şeklinde yönetirim, yönetim olurum yol alırım derse işte o zaman misyonunda uzaklaşan HDP karşımıza çıkmış olur.

Eh ne yapalım 20 yıllık taban gerçekliğimiz var ve bu taban Kürttür demekle ideolojik politik daralmasını masum gösteremez. Kürtlerin hasasiyetleriyle hareket edelim derken, Kürtler dışındaki diğer ezilen halklar bileşenlere karşı demokratik özgürlükçü hissiyatını bir tarafa atma hakkı yoktur. Tam tersine kendi kürt kitlesine karşı görevleri yanında bu halklara ve devlet dişi çelişki çatışma içinde olan tüm ezilen emekçilere karşıda görevleri olduğunu bir saniyede olsa unutmaması gerekir. Yani Haki Kemal ruhuyla buluşup, dünü bugüne taşıyarak, halkların, ezilenlerin ve özcesi devlet zulmüyle yüz yüze olan herkesin ortak partisi durumuna gelmesi gerekir. Bu çizgide kalmadıkça ve bu çizgide durmadıkça AKP ve devlet partileri hep başarılı, HDP başarısız güdük zayıf kalan parti durumunda çıkmamış olur.

Tüm bu değerlendirmeler yanında HDP’nin hala direniş odağı olma ısrarı da takdire şayandır. Bu hakkı da teslim etmek gerek. Böyle karalı bir duruşun sonucu başarısız zayıf sonucu hak etmemektedir. Değerlendirmemizi umarız bu şekilde ele alır, değerlendirmiş olurlar.

Son olarak bir daha 5 Haziran, 25 Temmuz Suruç, 10 Ekim Ankara tren garında katledilmiş devrimcileri, demokratik özgürlükçü insanları anarak, bu şehitlerin anıları hep biz ezilen Türkiye Kürdistan halkların barış kardeşlik köprüsü olmaya daima devam edecektir. Anılarına bağlı kalma, yaşatmak devrimcilerin sözüdür, anılarını yaşatmak devrimci onurdur. Bu soylu şehitlerimiz ölümsüzdür. Şehitler ölmez.

Şehit Namırını

Biji berxedan

Yaşasın direniş