Ayaklanmalar yüzyılı sürüyor

Ayaklanmalar yüzyılı sürüyor

2013 Haziran (Gezi) Ayaklanmasının üzerinden 7 yıl geçti. Ama tarih olup gitmedi. 7 yıldır neredeyse sürekli, her yeni olayda gerek halk yığınları gerekse dinci faşist iktidar “Gezi”den bahsetmeye devam ediyor. Bu demektir ki, ayaklanmanın hayaleti ortalıkta dolaşmaya devam ediyor.

Bir devrim provası olan Haziran Ayaklanması, bizim için çok değerli derslerle doludur.

En başta, gördük ki, emekçi halk yığınları, harekete geçmek için öncülük iddiasında olanları beklemiyorlar. Bu durum sadece bizde böyle değil, Gezi’den önceki “Arap Baharı” ayaklanmalarında, Tunus’ta, Mısır’da ya da Yunanistan’dan Latin Amerika’ya kadar tüm dünyaya yayılan son on yılın ayaklanmalarında hep böyle oldu. Bugün Şili, Lübnan, Irak gibi ülkelerde halen süren ayaklanmalarda da halk yığınları kimseyi beklemediler.

Bir yerde yeterli öfke birikmiş, gereken basınç ortaya çıkmışsa, tüm ezilenleri harekete geçirecek genel bir bahane, gerilmiş zembereği boşaltmaya, fitili ateşlemeye yetiyor. Bu genel bahane Tunus’ta kendini yakan seyyar satıcı, Taksim’deki üç beş ağaç, Lübnan’da whatsapp vergisi, Şili’de metro zammı vb. şekillerde karşımıza çıktı. Yarın, tam olarak ne zaman ve hangi biçimde karşımıza çıkar bilinmez. Ama bilinmesi gereken şudur ki, kapitalist-emperyalist sistem tarihsel ömrünü tüketmiş ve artık çöküş aşamasındadır. Büyük insanlığa artık daha fazla yıkımdan başka bir şey sunamıyor. Ve bu durum, yerkürenin dört yanında yeni ayaklanmaları mayalıyor. Yıkıma uğrayıp hayattan kovulan emekçi yığınlar bizzat sistem tarafından sisteme karşı isyana zorlandığında, dönüp de “acaba politik öncüler hazırlıklarını tamamlamış mı?” diye bakmıyor.

Peki, aradan geçen 7 yılda, bizde Haziran’ı ortaya çıkaran nedenler ortadan kalktı ya da hafifledi mi? 7 yıl önce muazzam bir öfke patlamasına yol açan, ölüler ve yaralılara rağmen milyonlarca insanı haftalarca sokaklarda, meydanlarda devletle çatıştıran yaşamsal sorunlardan hangisi çözüldü ya da hafifledi? Elbette hiçbiri. Ve elbette 7 yıl boyunca, var olan sorunlara binlerce yenileri eklendi. Bugün Türkiye ve Kürdistan halklarında dinci faşist iktidara karşı birikmiş öfke, 2013’ü fersah fersah aşmıştır.

En son Covid 19 salgını, bu gidişatı olağanüstü hızlandırdı. Halk yığınlarının yaşamı her bakımdan çekilmez hale geldi. Sistemin, devletin, dinci faşist iktidarın çürümüş rezilliği, halk düşmanı yüzü hızla ve herkesin görebileceği netlikte ortaya çıktı.

Bugün, dünyanın başka yerlerinde olduğu gibi, Türkiye ve Kürdistan’da da yeni ayaklanmaların patlak vermesi kimseyi şaşırtmayacaktır.

Dinci faşist iktidar epeydir tüm hazırlıklarını patlaması kaçınılmaz bir ayaklanmayı bastırma üzerine yapıyor. Görüntüyü kurtarma, işi kitabına uydurma derdi de taşımaksızın, açıktan açığa bekçilik gibi yeni silahlı kurumlar örgütlüyor, polisin cinayet işleme “yetkisi”ni sınırsızca genişletiyor, dinci faşist tabanı açıktan açığa örgütlüyor ve silahlandırıyor. Son dönemde, düğmeye basılmış gibi ortalığa saçılan tehdit içerikli mesajlar, Tv röportajları, sokağa salınan faşistlerin havlamaları vb tesadüf değildir. Başta devrimcileri ve tüm halkı korkutma, sindirme, başkaldırma cüretini kırma amaçlıdır. Ama baskı ve terör, sadece daha fazla öfke birikmesine ve patlamanın daha şiddetli olmasına yol açacak, başka bir şeye değil.

Bugün sorulması gereken soru şudur: Türkiye ve Kürdistan halkları tekrar tüm gövdesiyle ayağa kalktığında, onları yolun sonuna kadar götürecek bir devrimci irade var mı? Bu soruya, hiç eğip bükmeden, “evet var” yanıtını verebilmeliyiz. HBDH, tam da bu iddianın, bu misyonun sahibi olarak ortaya çıktı ve yolunda yürüyor.

Gezi ayaklanması da 6-8 Ekim serhıldanı da yenilgiye uğramadı. Düşman tarafından ezilip dağıtıldığı için sonlanmadı. Ama daha ileriye gidecek devrimci iradeye sahip olmadıkları için sönümlendiler. O süreçte, hazırlıklarını iyi kötü yapmış, hedefi, programı net bir birleşik devrimci merkez yoktu. Politik devrimci önderliğin yönlendirmesi yoksa, bir ayaklanma ne kadar güçlü gelirse gelsin yarı yolda kalır. Birleşik devrimci merkezin oluşmuş olması, en büyük kazanımımız, yeni ayaklanmalar için en büyük hazırlığımızdır.

Ayaklanmalar yüzyılı sürüyor. Yeni ayaklanmalara birleşik devrimci irademizle hazırlanıyoruz. Birleşik Devrim bayrağını bugünden en yükseğe kaldırmalı, bu iradeyi tüm Türkiye ve Kürdistan halklarına tanıtmalıyız ki, yarın başkaldırı günlerinde dönüp nereye bakmaları, hangi sese kulak vermeleri gerektiğini bilsinler.

Yaşasın Gezi Ayaklanması!

Yaşasın Birleşik Devrimimiz!