9 Mayıs 2010 bize ne hatırlatır?

9 Mayıs 2010 bize ne hatırlatır?

İnsan bilinci haşır neşir olduğuyla meşguldur. İnsana yön veren aitlik olmak olmamakla arasındaki sınırdır. Çoğu insan günlük hay huy koşuşturmacası içinde bunu unuturken, unutmayanlarda olur. Aitlik, aidiyet varolma olmama arasında ince bir sınır hatıdır. Kimlik coğrafyadır. Coğrafya ait bir toprak parçasında doğuş yapmaktır. Peki doğuş yaptığın toprak aitlik aidiyetini yaşanılır kılmasına izin veriyor mu? Boy veren bir çiçek gibi büyümene serpilmene izin veriyor mu? Veriyor vermesine ama aidiyet ait olmana izin vermeyen başka bir sahip -iyelik senin doğuş yaptığın yer sana ait değil, bana aitsin diyerek yok edicilik tehditiyle zapturapt altında tutarsa işte o zaman ait aidiyet olma kavgası çetin zor olur ve tüm zorluklara rağmen onurlu duruşun isyancısı olup öne çıkmak başka çare olmaz olur.

Makulu Şirin Elemhulu sözleri ne güzel özetler anlatmak istediğimizi  ”İşkenceciler Kürtlüğümü inkar etmemi istemekteler. Ben böyle bir şey yaparsam, kendi kendimi inkar etmiş olacağım. Benim dilim Kürtçedir. Ben Kürtçeyle büyüdüm. Ana dilimle kendimi savunmalıyım”

Evet 9 Mayıs 2010 da idama götürülürken Şirin aitliği, aidiyetti en veciz bu sözlerle ortaya koymuştu. Neden katledilmek istediğini de şu sözlerle dile getirmekteydi.” Beni neden yakaladılar ya da beni neden asacaklar? Sebep Kürt olmak mı? Ben bir kürt olarak doğdum ve kürt olduğum için bu kadar eziyet işkence gördüm. Beni davamda vazgeçmelerimi istediler. Vazgeçemeyince idam edeceğiz dediler. Etsinler ben Kürdüm”. Bu soylu duruş elbet unutulmaz. Hatırlanır. Zaten bu onurlu duruşlar değilmi ki insan vicdan ahlak dokusunun harcı olarak ilmik ilmik dokunarak geçmişten bugüne gelmektedir. Halacı mahsurlar, Maniler, Ahura mazdanın doğuş yaptığı topraklarda Şirinler doğuş yaparken direnmeyi dünden bugüne öğrenerek geldiler. Bunca direniş nedendir? Elbet kendi olma kendini gerçekleştirme direnişlerdir. Şirinde bu direnişin bir halkası olarak molla rejim işkencecileri karşısında geçmişten gelenin bugünün doğuşuydu. Dik duruşuyla işkencecilere bir şamar olurken, çileli topraklarda doğuş yapanlara moral güven direnmenin amentüsü, adı oldu. Şirinle birlikte idama götürülen Eli Heyderan, Ferhad Wekili, Ferzad Kemangerler Şirinin duruşunda geri bir adım atmayarak yoldaş oldular.

Öğretmen Ferzad Kemanger günlüğünü bize bırakırken, günlüğünde şunları yazmaktaydı; Aylardır hapishanedeyim. Hapishanenin benim irademi, sevgimi ve insanlığımı ezeceği ve beni ehlileştireceği sanıldı. Tarih kadar uzun,sonsuzluğa uzanan duvarlarla çevrili bir koğuşta tutuldum. Beni, sevdiklerimden, ülkemin çocuklarında ayıracağı sanıldı. Fakat, her gün hücremin ufak penceresinde uzak yerlere doğru yolculuğa çıktım ve kendimi onlar arasında ve onlar gibi hissettim. Buna karşılık, onlar bende hapsedilmiş kendi kaderlerinin yansımasını göreceklerdi; böylece hapishane birbirimizle olan bağlarımızı derinleştirdi. Hapishane karanlığının güneşi ve ışığın anlamını zihinimde sileceği sanıldı, fakat karanlık ve sessizlikte alaca menekşelerin büyüdüğüne tanık oldum. Hapishanenin, zihinimin zamanı ve onun değerini unutmaya terk etmeye zorlayacağı sanıldı. Ancak hapishane dışındaki onları yeniden yaşadım ve yeni bir yol seçmek için yeni bir ”ben” doğdum”

Evet yeni bir ”Ben” doğdum. Ne anlamlı derin bir söz!

Bu anlatım dışında ne anlatılsa boştur. Ölüm doğuştur.” Hapishane karanlığının güneşi ve işiğin anlamını zihinimde sileceği sanıldı, fakat karanlık ve sessizlikte alaca menekşelerin büyüdüğüne tanık oldum” sözleriyle umudun sönmeyeceğin, söndürülmek istensede o umut alaca menkşelere benzer yeni doğuşları gerçekleştireceğini direnişleriyle dost düşmana göstermiş oldular. Molla rejimi ve öncesi ataları Arpogos ihanetinden bu yana Kürtleri öldürmeyi katletmeyi kendi varlık sebepleri saymışlardır. Ama buna karşın Kürtlerin direnişi durmamış gün gün akan gür nehir suyu misali akışını en derinliklerinde  bugüne akıtarak yol almış, yolunda şaşmamıştır. Kürt direnişiyle mayalanmış bu maya her doğuş anıyla daha bir güçlenmiş ayakta olmuştur. Bu direniş mayası artık kürdün ahlaki politik özgürlükçü doğuş mayasıdır. Teslimiyet asla, idama giderken gördüğü çocuğuna elini salayacak kadar cesaretli, ilmik boyununa geçirilirken ölüme meydan okuyan gülüşle cellatların yüzüne gülendir. Bu gülüş, duruşlarıyla celladı tirtir titretendirler. Böyle olunca 9 Mayıs  2010 hayata unutulmaz. Unutulmayacaktır.

Şerxo Bekesin destansı siiri bize fazla söz bırakmayacak büyüklükte keder hüzün umudun iç içeliğiyle her şeyi  yeteri kadar anlatmaktadır.

”Biz dağız, yer değiştirmeyiz.

Biz şiiriz kurumayız

Biz rüzgarız eğilmeyiz

Biz doğum sancılarıyız, sonumuz gelmez

Biz yaşamın kendisiyiz,erimeyiz Rojhilattan, Rojava yukardan aşağıya

Dar ağaçları bugüne kadar devrimimizde ne eksiltti? İdam sehpaları gözümüzü mü korkuttu?

Dağlarımızı eğebildiler mi

Piremegrun’a çöktürebildiler mi?(…) Bugün Sinen’in en büyük caddesi Ferzand Kemanger oldu.

Bu sabahtan sonra Mahabad’ın en büyük bahçesi Şirin Elemhuli oldu

Bu şafakta doğan tüm çocuklara Ferhad wekili adı veridi

Bu şafakta Eli heyderyan Kırmaşan’ın taxvestan’ı oldu

Haydi buyurun, Sine’yi darağacına götürün

Bugünden sonra Şirin Elemhuli’nin gözlerin aşığıyım

Bugün kaç tane şiirim varsa hepsini Sirin Elemhuli’ye gül stran yapıyorum

Bundan sonra ben onun saç teliyim

Bundan sonra ben tırnağıyım

Bundan sonra ben onun son defa giyip idama gittiği ayakkabısıyım

Bundan sonra Şirin Elemhuli’nin geride bıraktığı bileziğim ”

Acılarımızı damıtarak dile getiren Serxo Bekes binlerce selam. Bu şiir üzerinde daha fazla söz bize düşmemeli

Bir daha Şirin Elemhuli, Ferzad kemanger, Eli heyderyan ve Ferhad Wekilli direnişçi yoldaşları sevgiyle anarken hepimiz bu büyük şehitlerin şairin deyimiyle bileziğiz, bileziği olmaya devam edeceğiz. Yüreğimizde bilincimizde hep varolacaklar. Yaşayacaklardır. Direnişleriyle bize moral dayanak olacaklardır.

9 Mayıs 2010 hep bize bu direnişçileri hatırlatacaktır. Bu direnişçiler önünde bir daha saygıyla eğilirken Şehit namırın diyorum.

Karolsun istibadat karanlık molla rejimi

Yasasın devrimcilerin direnişi

21.04.2020