“Bir şeyler var değişecek” Gençlik var, değiştirecek! 

“Bir şeyler var değişecek” Gençlik var, değiştirecek! 

2019 yılı tespitleri birçoğumuz için ortak sayılabilecek tespitlerdir. Bir çok kıtada esas sebebi neo-liberalizmin yarattığı tahribatlar olan ve o tahribatları üzerinden atmak isteyen halkların,kadınların ve gençliğin direnişi bir ivme kazanmıştı. Özgürlük arzuları somut pratiklerle sokaklarda vücut buldu. Eşitsizlikler ve sınıflar arası uçurumlar herkesin yüzüne sertçe çarptı. Yani hiç kimse yaşanan süreçlere kayıtsız kalamadı. Sokakta yaşanan her politik ve kitlesel eylem -herkes için özgürlük sloganıyla birleşince- hangi ülke halkı olursa olsun, onun hafızasına kazınan bir bilinç oldu. Bu taleplerin ortaya çıkışı kimilerinde farklı noktalardan doğsa da nehrin aktığı yer özgürlükler denizi oldu. Esas tartışılması gereken de tam olarak bu noktada başlıyor. Sokaklarda yaşanan özgürlük bilincinin gelişerek ve büyüyerek alternatif bir yönetme(yürütme) mekanizması oluşturması nedir ve nasıl oluşacaktır? Kopuşsuz ve devrimci niyetsiz bir yeniden oluşum mümkün müdür? An’ın gerektirdiği her soruna cevap verebilen bir mücadele anlayışı teorik olarak bulunuyorken pratikte ki karşılığı nasıl vücut bulacaktır? 

2019 bazı noktalarıyla metropollerin bu yeniden oluşum için ana hat olduğunu kanıtladı. Doğrudur ki nüfusların en çok popülasyonu buradadır ve en çok enerji bu noktalardan yayılır. 2020 yılına girdiğimizde koronavirüsü pandemisi gündem oldu ve muhtemeldir ki uzun bir süre daha insan sağlığını tehdit edecektir. Kapitalizmin sadece olgulara dayanarak yani pozitivist bir şekilde “salgın var, evde kalalım” açıklamaları özellikle metropollerden başlayarak ve beraberinde hiçbir yerde hem gönüllü olarak hem de bir realite olarak karşılık bulmamaktadır. Ülke içerisinde hiçbir insan gönüllü olarak işe veya okula gitmek istemezken, AKP’nin işçi sınıfına,kadınlara ve gençliğe dayattığı özgürlük, ölümün nasıl olacağını seçme özgürlüğü olmuştur. Yani çalışma ortamında ya da bulunulan mekanda koronavirüsle mi yoksa çalışmayarak açlıktan mı? Burada bir kez daha hatırlanmalıdır ki 2019 yılı kapitalizmin yarattığı ekonomik eşitsizliğin sebebi olarak intiharlar yılı da olmuştu. Bu dönem de kendisinde bir intiharlar dönemini barındırmaktadır.

Zenginlerin “evde kal” çağrılarına uyarak attığı fotojenik paylaşımlar  yalılardan, adalardan veyahut zaten bizim gettolarımızın dışındaki özel alanlarından gelmektedir. Hayır, virüs herkesi aynı derecede etkilemiyor ve onunla mücadele yöntemi de aynı olmuyor. Onbinlerce insan ölmüşken medyada gösterilen ‘x ülkesinin başkanı’,’y ülkesinin vergi rekortmeni’,’z futbol takımının oyuncusu’ gibi bazı şahıslardır. Bu bir demagojidir. İnsan zihinlerinde oluşturulmak istenen sınıfsal farklılıklar yokmuş gibi hissettirilerek yapılan “gemi” edebiyatıdır. Aynı gemide olduğumuzu farz etsek bile milyarlarca insan o gemide kürek çekenlerdir. Kimilerinin özel filikaları var bu gemide. Kimilerinin hayatta kalmak için kürek çekmekten başka hiçbirşeyi yok. Bu nasıl bir gemidir ki herkese aynı gülmüyor?  Gemi nasıl olur da herkesi aynı kara parçasına ayak bastırtmıyor? Kim iddia edebilir ki biz altın kaplı petekli saraylarında yaşayan şahıslarla nasıl aynı dünyayı yaşıyoruz. Evde kal demesi kolay ama nasıl? Velhasıl ülkemizde milyonlarca insanın yoksulluktan dolayı bir yöntemi bile bulunmamaktadır. Zenginler özel doktorlarıyla muayene olurken milyonlarca insan uzun kuyruklar oluşturduğu hastane kapılarında zaten virüsü kapma ihtimalini taşımaktadır. Bu sınıfsal bir gerçekliktir ve ülkemizde milyonlarca emekçinin ve gencin zaten zar zor yaşadığı düşünülürse hiçbir borç ertelemesi asla ödenmez olmayacak. Patronlar için ertelenen borçlar ya da silinen faizler yine onlar için işletilecek. Ancak şunu da belirtmek gerekiyor; Bu salgının bittiği gün insanlar için hiçbir şey de eskisi gibi olmayacak. Yani bugün devrimcilerin atacağı adımlar yarının tohumları olabilecek niteliktedir. Sol’un bu tip dönemlerde meşruluğu konuşulur ama unutulan şudur ki meşruluk tartışması önümüze çıkan süreçlerle mukayese edilmemelidir. Her süreç mücadele için önemlidir ama kıyaslama noktası bizim idaremiz dışında gelişen bu tip gelişmelerde devrimci öncü güçlerini nasıl daha hızlı ortaya çıkarabiliriz sorusuyla alakalıdır. Yani meşruluğumuz için toplumun alelade bir acı içerisinde olmasına gerek yoktur. Bu sistemden kopuş için gerekli olan anahtarın aslında her zaman bizim elimizde ve bizim irademizde olduğunun göstergesidir.

Derdimiz sadece sivil halk dayanışması gerçekleştirmek olmamalıdır. Aynı zamanda burjuvazinin istediği mobilize güç de olunmamalıdır. Bugün sol’un bir kısmı ve buna bazı gençlik hareketlerini de katarak söylemek gerekir ki onlar ‘evde kal’ çağrılarına fazlasıyla uymaktadır. Bu anlayış ne sol olabilir ne de devrimci olabilir. Birleşik devrimci gençlik hareketi dikkatini buraya yoğunlaştırmalıdr. Dikkatle yapılması gereken bir nevi yeni bir yaşamın vücut  bulabileceği komünlerin inşasıdır. O komünler bugünden bakıldığında bir fırsat gibidir. Eğer ki sürecin içerisindeysek ve nereye doğru ‘savrulduğumuzu’ fark edemiyorsak yapmamız gereken yapılan eylemlerin pratik sonuçlarının hangi sınıfın nihai hedefiyle kesiştiğini anlayabilmektir. Bugün bir kısım sol’un da dahil olduğu bir durumla karşı karşıyayız; sağlık emekçileri alkışlanırken yarın işe gönderilen -veyahut zorla gönderilecek olanlar- sanayi, hizmet vs. emekçileri de alkışlanarak ‘medar-ı iftihar’ olarak nitelendirilecektir. Yani burjuvazinin çarkı dönsün diye milli gururlar oluşturulmak istenecektir. Eğer ki bu üretim çarkı tekrar ettirilecek olursa büyük bir yıkım da kapıda demektir. Dayanışma kurtarır ama ne ile dayanıştığını bilirsen avantaj senin elindedir. Sosyal yardımlaşma ağları burjuvaziye inat komünal öze ulaşma çabaları olabilir ama sol bunu hiçbir zaman ‘reklam’ yapma amacı taşıyarak genellememelidir. Dayanışmanın kelime anlamı bizim için mücadeledir, mücadele hep birlikte yapılan eylemlerdir. Çeşitli noktalarda özellikle gençliğin belirli bir yaş üstü insanların ihtiyaçlarına yönelik yaptıkları olumlanabilir ama devrimci öncünün ilgilenmesi gereken nokta tam olarak bu değildir. Bütün bunları nasıl siyasal bilince eriştirebiliriz sorusu gerçekçi bir yanıt üretecektir. Gençlik dinamik bir güç olarak kabul edilmelidir ve gücüne herkes fazlasıyla güvenmelidir. AKP iktidarının karşı-planlamaları elbette vardır ama halkın ve özellikle gençliğin  yaşamsal gerçeklikle karşı karşıya kaldığında yapacağı herşey ‘yasaldır’. Örneğin büyük stok mağazalarında ki ürünlere halk tarafından el konulması, özellikle bu dönemde sivil itaatsizlik gibi eylemler organize-örgütlü olduğu an hedefini büyüterek yayılabilir. Bu eylemler de tek bir hedefe yönelir; iktidara. AKP için hesap basittir; bu dönemi fırsata çevirerek tevekkül-rıza kültürü yaratmak ve birtakım sermaye ve tekellerle üstünden gelmek. Bu sebeple toplumu hareketsiz kılmak ve eylem için sokağa çıkamayacağını düşündüğü halkın bu dönemde haklarını ellerinden almak isteyecektir. Grev yasakları, ev içi kadına yönelik şiddet, eğitim eşitsizliği, kayyum vs…

Faşist Erdoğan’ın ağzından dökülen cümleler burjuva  sınıfa ait cümlelerdir. ‘Fırsata çevireceğiz’ söylemi patronları sakinleştirmek içindir. Beraberinde ise Kürt halkının kazanımlara ilişkin kayyum atamalarıdır. Virüse karşı önlem alınması gerekirken Bakur Kurdistanı’nda Kürtçeye karşı önlem alıyorlar. Sağlık için harcanması gereken para da yine Kürt halkına ve işçilere bombalarla, kurşunlarla geri dönecek ve ayrıca kayyumun şatafatlı yaşamı için harcanacaktır. Saraylarına günlük onbinlerce lira akıtılırken işçiler, kadınlar, gençler ve ezilen halklar önlem almadı diyerek haber kanallarına servis edilecek. İktidar da bir yandan krizi fırsata çevirme yollarını arayacak. Global sermayeye yatırımlarınızı buraya taşıyın mesajını verebilmek için bütün haklara saldıracaktır.

Kaos ve kriz benzer anlamlar taşımalarına rağmen kimi zaman aynı niteliği sağlamamaktadır. Denilebilir ki kriz, kaosun öncülüdür. Kaostan neyin, ne zaman ve nasıl oluşacağı tam bir muammadır. Sürece niteliksel olarak hazır girenler kaosu iradi olarak yönetebilirler. Kriz anları ise gel-git’lerin daha öncel pozisyonda olduğu eylemlerdir. Her iki sınıfın temsilcileri muhtemel olan kaosa hazırlık yapıyor. Burjuvazi ise aynı zamanda durumun kaosa evrilmemesi için de çabalayabilir. Bunu yapabilmesi karşıt sınıf öncülerini taktik hamleleri içerisinde tutabilmesiyle doğru orantılıdır. Yani devrimcilerin toplum nazarında kopuşu gerçekleştirmesine ve halkın devrimci özneleri oluşuna dair bir saldırı yapar. Önemli olan toplumsal kaosa girmek ve kaosta yedek planların bulunmasıdır. Çünkü akıllara kazınması gereken diğer unsur devrimci zorun da kullanımı olacaktır. Politikaların hayata geçiş noktası  belirli bir anda -gençliğinde özne olarak içerisinde olacağı- fırtınalı günlere şahit olacaktır ve bu aşamada devrimci zorlama saldırıya da geçmelidir.

İşçi sınıfına uygulanan her yöntem üst yapısal çevrimlerle karşılığını her toplumsal tabakada da fazlasıyla hissettirecektir. Sınıfa yönelik her bir saldırı gençliğe de saldırı anlamını taşımaktadır. Üst yapısal olguların daha sınıflaşmamış olan gençliğe benzer boyutlarda geleceğini bilmek ve onunla verilecek olan mücadele tarzını gözden geçirmek önemlidir. Zira denendi ve görüldü ki eylem esnasında her şey niceliksel büyüklük demek değildir. Niteliksel olarak öncü, planlı ve cesaret sahibi her yapı -ve perçinlenmiş haliyle gençliğin birleşik mücadelesi- başarıyla muzafferdir. Anti-faşist ve anti-kapitalist bütün gençlik yapısını ve kitlelerini bir araya getirmek sadece bugünün şansı değil her zaman olabilecek bir irade gerçekliğidir. Bu bir taktik değil stratejidir. Uygulanması ne kadar gecikirse nihai zaferin günü de gecikecektir. Bütün bunlarla beraber işçi sınıfının, gençliğin, kadınların ve toplumun bütün tabakalarının ölümünün nasıl olacağını seçmeyerek reddedişi de bütün ezilenlerin kurtuluşunu hızlandıracaktır. Bu cümleleri bir ütopyayı ‘kesin olacaktır’ diye bir umutla yazmıyoruz. Toplumsal yasaların ve ülkemiz halklarının (özellikle gençliğin) içerisinde dilden dile dolaşan iktidara karşı olan rahatsızlığının dışa vurumunun nasıl olacağına dair bir önermeler bütünü yapmaya çalışıyoruz. Kapitalizmin, sınıfının hizmetine sunduğu her türlü imkan ve ezilenlere sunduğu ölümün anormal olmadığını proleter perspektif rahatlıkla açıklayabilmektedir. Ancak yaşam bir gerçek-dışılık olmadığı için ezilenlerin, gençlerin, kadınların ve işçilerin de belki içgüdüsel belki reel politika gerçekliğinin yüzüne çarpmasından kaynaklı olarak eyleme geçmesinin an meselesi olduğunu biliyoruz. Ancak bu eylemsellikler lokal, örgütsüz ve öncü merkezsiz kalırsa yenilgiye uğramaları da anormal karşılanmamalıdır. Buradaki sorun devrimci merkezin ve özellikle gençliğin devrimci merkezinin hedefini iktidara irade boşluğu yaşamadan yöneltmesidir.

Böylesi bir dönemde gençliğe yönelik saldırılar da tekrar etmektedir. Gençliğin yapması gereken en elzem iş, kendisine yeni bir cephe açacak olan birleşik hattını oluşturmasıdır. Gençliğin ülke içerisinde ve hatta dünya genelinde politik özne olma arzusuyla yaptığı her eylem bir kümülatif birikim seyri ile ilerlemektedir. Biriken şeylerin olduğunu söylemek doğrudur ama bu doğruluk ideolojik ve örgütsel önderlik olmadan boşa çekilen bir kürek gibidir. İrade savaşında sarf edilen her emek kıymetlidir ama daha da kıymetli olan şey bunun zafere dönüşecek olan devrimci gücü sınıf savaşımında bir mevziye çevirebilmesidir. Gençlik kitlelerinin politik özne durumu şu anki öncülerinin tek bir hedefe yönelmesiyle doğrudan alakalıdır. Cesaretiyle her şeyi yapabileceğini gösteren ve özgürlük sloganının nelere kadir olduğunu ispatlayan her şey ve herkes burjuvaziyle ne aynı gemidedir ne de aynı masada. 

Gençlik için bugünlerde burjuvazi tekrardan fazlasıyla teşhir olmuştur. Okulların bir süreliğine kapatılması, çalışmak zorunda olan gençler için hiçbir önlemin olmayışı, kaldıkları yurtların karantina alanına çevrilmesi(ve hatta o yurtlara yerleştirilen kimi insanların ‘burası ahır’ benzetmesi yapması), kirada kalanların ise ne yapacağına dair gelecek kaygısı yaşaması, evlerine dönenlerin otogarlarda fahiş fiyatlara bilet almak zorunda olması, uzaktan eğitim için herkesin aynı derecede imkana sahip olmaması, kredilerin kesilmesi vs… Üstüne üstlük Adnan Menderes’in idamının izletilmesi… Nereden bakarsan bak dev bir çöplükle karşı karşıyayız. Las Tesis dansını örgütledikleri gerekçesiyle yurtlarından atılan, ardından bunu protesto ettikleri için de şimdilerde bursları kesilen öğrencilere yapılan bu saldırı sınıfsal saldırı gerçekliğini ortaya koymaktadır. Burjuvazi kendisinden başka hiçbir şeyi düşünmemektedir. Bizler de zaten bundan başka birşey düşünmesini beklemiyoruz. Pandeminin hızla yayıldığı günler olsa da bu dönemler ‘bu da yapılmaz artık!’ denilen her şeyi yapmak isteyecektir egemenler. Bu insanlara yapılan bir ihanet değildir. İhanet, yapmasını beklemediğin kişi ya da kurumdan senin/bizim zararımıza olacak eylemi yapmasıdır. Hangi sınıf gerçekliği faşizmin ezilenlere, kadınlara ve gençlere ihanet ettiğini söyleyebilir.  O kendi sınıfının çıkarlarını korumakla mükelleftir. Biz de işçi sınıfının, gençliğin ve ezilen halkların kurtuluş mücadelesini yükseltmekle mükellefiz. Bunun için gençliğin birleşik devrimci hareketi emin adımlarla yürütecektir ve genç devrimci öncüler ile kitleleri mücadelenin atılımına ve kopuşuna götürecektir.

Birleşik gençlik hareketi kendisine dahil olmayan gençlik hareketinin sol’da yaratabileceği ideolojik tahribatlara karşı kendi içerisinde  tek vücuttur. Bu tahribat az önce sıralamaya çalıştığımız sivil toplumcu dayanışma ağlarından mı gelecek yoksa antikapitalist ve antifaşist mücadele örgütlenmeleri  bunun üstesinden mi gelecektir sorusuyla alakalıdır. Buna sadece sivil toplumcu cevabını vermek yanlışlar halkasına sebep olur. Savrulmalara sebep olur ve hareket kabiliyetini kısıtlamaya kadar gidebilir.

Böylesi bir anda yaşanacak olan ‘şimdi ne yapacağız?’ sorusuna cevap verememek sıkışmışlıktır. Birleşik devrimci gençlik hareketi bu sıkışmışlığı aşacak olan gücü barındırmaktadır. Önemli olan bu sorunun stratejik olup olmadığıdır. Taktiksel bir sıkışmışlık aşılabilir ama genel ruh haline sirayet edebilecek stratejik sıkışma kabuğu kıramamaktır. 

Cesaret ve özgürlüğün parola olduğu bir anda her şey yapılabilir. Üniversitelerin bahar dönemi kapandı diye üniversite örgütlenmesi bitti denilemez. Örnek verilebilir ki ’68 kuşağında da kopuşun öncel günlerinde okullar kapatılmıştı. O gün Dev-Genç’liler bütün zorluklara rağmen organize olabiliyor ve akın akın büyüyordu. Hatta bu fırsata çevrilerek lise örgütlenmesi bile kurulmuştu. Günümüzde ise bu salgının devam ettiği şu sıralar gençliğin geleceğe dair en çok kaygılandığı zaman dilimleridir. Gelecek kaygısı diyoruz çünkü yaşaması bile şans olabilir. Böyle bir anda yaşamak için yapabileceği şeylerin sınırı yoktur. “Gök kubbenin altında ki kaos” devrimci kasırgayı gençliğin omuzlarına yüklüyor. 

Birleşik devrimci gençlik hareketimizin, iktidarın evde kalın çağrılarının hiçbir karşılığı olmadığını gençlik kitlelerine fazlasıyla anlatma görevi vardır. Bu görev zaten iktidarın uygulamalarının zenginler için olduğunu gören ve hisseden gençliğe mücadeleye katıl demektir. Sol’a mensup birçok gençlik hareketi zincirin halkasından ayrılmaya çalışırcasına kendisini hükümetin çağrılarına uydurmaktadır. Neden var olduğu sorusu zihinlerde bulanıktır ve en çok da onlar evde kalın çağrılarını söyleyerek sahiplenmeye çalışmaktadır. Çünkü yarın birgün bu salgın biterse “sizi Akp değil, biz kurtardık” demek içindir. Peki bu söylemin gençliğe ve emekçilere, kadınlara ve bütün ezilenlere ne faydası vardır? Bunların hepsi biraz daha üye kazanmak için mi? Bu söylemler aslında kendisine güveni olmayan bir takım solun bu ne yapacağını bilememe ortamında burjuvaziye kendisini emanet etmesiyle alakalıdır. Bu pandemi ortamında sorunun sadece olgularıyla ilgilenenlerin kendisini kurtaracak bir süper kahraman ilaç şirketi araması kadar doğal bir olay yoktur. İdeolojik olarak netsiz bir örgüt ( veya gençlik örgütü ) ancak bunu yapar. Hayallerini kazanma hayali bile yoktur. Kitlelere propaganda yaparken sadece güzel kelimeleri kullanmak için yapıyordur. Birleşik gençlik mücadelemiz bu tip geri anlayışlarla ilgilenmez. Meselenin özünü ortaya koyar ve mücadele nehri oluşturur. Akışkan, hızlı ve karşı konulamaz devrimci bir güç yaratır.

Gençliğin neredeyse tamamının (neredeyse diyoruz çünkü bir kaçı zenginlerin ve bürokratlarının çocuklarıdır) hiçbir somut imkan bulamadığı şu dönemde uzaktan eğitim bir realite değildir. Gençlik zaten bunlar yaşanmasaydı bile ders saatlerinden sonra part-time işe gidecekti. Hiçbir şey olumlu değilken şimdi de ne çalışma imkanı vardır ne de ders için internet erişimine. İktidarın vermeyi reddedeceği taleplerimiz zaten onların vereceği  şeyler değil alınması gerekenlerdir. Geri ödemesiz burs verilmesi, salgın süresince kira ve yurt ödemelerinin iptal edilmesi, sağlıklı ve hijyenik ortamların sağlanması, yurtların değil sarayların-otellerin vb. karantina alanı olması gibi talepleriyle beraber en sonunda ise akademik-demokratik-özerk üniversite ile demokratik-özgür lise taleplerinin kitleler içerisinde vücut buldurulması gerekiyor. Gençlik kitlelerinin ödemekte zorlandığı her fatura her kira vb. için kimler aklından ‘keşke ücretsiz olsa’ demedi? Sizce gençliğinin örgütsüz kesimleri içerisinde kimlerin aklına bugün hala sosyal medyada paylaşım yaparken ‘silivri’ gelmiyor? Bunlara rağmen faşist otoriterleşmeye karşı gençliğin içinde hala bir cesaret var. O cesareti sosyal medya ortamından çıkarıp günlük yaşama aktarmak gerekiyor. Kirayı almaya gelen ev sahibine ödeme yapmayı reddedip politik izahı doğru kılmak, olursa haciz için gelen memurlara sokağı ve mahalleyi kapatabilmek, sokakta yaşayan insanlar için ‘işgal evleri’ yaratabilmek ve bu evlerin güvenliğini almak… Bunlar ve daha fazlası birleşik devrimci gençliğin yapabileceği ve yaptıkça daha da artabilecek eylemleridir. Gezi Komünü’nde devrimci ve gerçekçi olan her şey nasıl ‘yasal’ olduysa bugünlerin de o günlerden bir farkı yoktur. Bunların hiçbiri hayal ürünü değil tam tersine ‘neden yapılamasın’ sorusuna anında cevaptır. 

Militan bir gençlik hareketi hayatı durdurma ve atılım yapma düzeyine her zaman sahiptir. Sokaklarda, liselerde veya kampüslerde faşizmin sivil temsilcileri ile yapılacak her kavga faşizmin otoritesine dair yapılır. Faşizme karşı mücadele ile faşistlere karşı mücadele yöntemsel olarak farklı pratikler ve öngörüler içerir. Biz faşizme karşı kavga ediyoruz. Onun temsilcileri ile kavgamız özgürlük alanlarımızı büyütmek amaçlıdır. Onları yıldırma ve devrimci gençliğe karşı çaresiz ve hareketsiz bırakmak onları özgürlük alanlarımız dışında da taktik yönetmemiz içerisine almak demektir. Çünkü bu mücadele bir karşı koyuştur ve savaşın politik anlamıyla düşmanını etkisiz, biçare ve yıkılmış kılma amacı taşır. Düşmanın nereden ve ne zaman geleceğini bilmediği her devrimci taarruz onu her an geri adım atmaya götürecektir. Üstüne üstlük içinden çıkageldiğimiz ve üyesi olduğumuz/olacağımız işçi sınıfının da hayatı bilinç ve bilincin eylemiyle durdurduğu bir anda burjuvazinin yapacağı hiçbir hamle devrimcilerin yapacağı hamlelerden daha mutlak olmayacaktır. 

Birleşik devrimci gençlik hareketi anti-kapitalist ve anti-faşist bir komün oluşturmakla yükümlüdür. Atılım ve kopuş diyalektiği gençlik öncülerinin bu yapabileceği eylemlerle doğrudan bağlantılıdır. Kim ‘bugün hazır değiliz, yarın yapabiliriz’ derse geç kalmış olacaktır. Az önce de anlatmaya çalıştığımız gibi bizim için zaman/mekan ve meşruluk gibi olguların  ne an’da olacağına dair tartışma yoktur. Her an devrimci olan her şey zaman ve mekanda meşrudur. 

Gençliğin, faşizmin saldırılarını hissettiği nokta özgürlükleridir. Günden güne ağırlaşan özgürlük ve gelecek kaygıları ile doğru orantılı büyümeyen bir örgütsüzlük mevcuttur. Bunun nedeni politik ve ideolojik önderlik edebilecek bir örgütü gençlik kitlelerinin göremiyor oluşudur. Birleşik gençlik cephesi henüz yolun başındadır ve bu iddiaları gerçekleştirmenin anlamını fazlasıyla bilmektedir. Bu önderlik tarifinin sadece paneller, sadece protesto yürüyüşleri yapmakla olmayacağını biliyoruz. Artık denenmesi gereken kuşatmayı kuşatmaktır. Militanlığımız cesaretimizdendir ama cesareti tek başına ‘kahramanlık’ olarak görmemek gerekiyor. Cesaret aynı zamanda bilinç ve eylemin düşmanın hem fiziki hem de üst yapısal saldırıları altında yaratıcılıkla buluşmasıdır. Ardından da özgürlük alanlarını genişleterek, düşman uygulamalarından çıkarmaktır. 

Birleşik gençlik hareketi bileşenleri dar grupçuluk ve kariyerizme saplanmaz. Faşizme karşı kendisi tek vücuttur. Bununla beraber de liselerde, üniversitelerde ve sokaklarda faşizmi bir bütün olarak görmektedir. Bir parçasını diğerinden ayırmamaktadır. Faşizmin hiç bir uygulamasının rastgele olmadığının bilincindedir. Faşizmin bu bütünlüğüne karşı birleşik mücadelemiz  her alanda komiteleşen ve bunu bulunduğu her bölgede grupçuluk kaygısı gütmeden devrimci görevlerini yerine getirmek ve devrimci öncüleri oluşturmak için çabalar. Bu bir komün’dür. Kader ortaklığıdır. Bu komün faşizme karşı mücadelenin en kılcal damarını da oluşturur. Anti-kapitalist ve anti-faşist birleşik gençlik hareketi kitlelerin faşizmle/kapitalizmle uzlaşmaz karşıtlıklarını hiç bir zaman geri bir noktaya çekmemelidir. Yakın zamana kadar öğrenilmiş birçok pratiği geride bırakır. Yaratıcılığı kitlelerle birlikte öğrenir veya kitlelerin bilinçli yığınlar halini alması için eylemler örgütler. Sadece bir protesto yürüyüşünden bahsetmiyoruz, asılan bir afişi de küçümsemiyoruz. Ancak bunların yapılmasının ileri bir mevzi kazandırmadığını da biliyoruz. Günümüzde hangi yemekhane zammı büyük bir yürüyüş ile engellendi? Yada şöyle diyelim, kitleler o yemekhane turnikelerinin üstünden atlamadıkça yemek şirketi mecbur kalmaz mı indirim yapmaya? Kim bilir belki de yemek servis arabasına el koymak da gerekecektir. Yani salt ne protestoculuk ne de mağdur edebiyatı bizi muzaffer kılmayacaktır. Kopuşu ve atılımı yaratacak olan devrimci pratikleri hayata geçirebilmek gerekmektedir. Ortak kampanyalar örgütlemek ve her kampanyanın hem bir sonrası  için hazırlık olduğunu bilmek hem de bir hedefe vardığının bilinmesi için derhal devrimci pratiklerin hayata geçirilmesi gerekmektedir .

Gençlik kitleleri içerisinde ideolojik hegemonya devrimci taarruzun da belkemiğidir. Birleşik gençlik yapımız bu hegemonyanın gerçek adresidir. Yasal sınırlar içerisine sıkışmadan gerçek yıkılması gereken adresleri hedefler. Adreslerin fiili ve hegemonik yok edilmesini cesaret etmekte tereddüt yaşayan bu kuşatmayı kıramaz. Militan bir gençlik hareketi yapılamaz denileni yapabilen bir ‘çılgınlıktır’. 

Birleşik devrimci gençlik hareketi ideolojik ve pratik önderlik kurumudur. İşçi sınıfı ve ezilenlerin devrimci ideolojisinin rehberliğinde sosyalizmin ve halkların devrimci komünün sarsılmaz kalesini yaratmak için, insanlığın kurtuluşunu sağlamak için bütün enerjisini doğru kullanır. Faşizme, kapitalizme ve emperyalizme karşı mücadelede ölümsüzleşenleri, tutsak olanları ve halkların çektiği acıları asla unutmaz. Mazlumlardan Mahir Atakanlara, Behzat Baykallardan Ulaşlara, Yılmazkayalardan Azizlere, Cebolardan Kalafatlara, Taylanlardan Baran Serhatlara, Destanlardan Aynurlara kadar hiç bir yoldaşımızı dosta da düşmana da unutturmayız. 

Gençliğin mücadele ve zafer sözü başta onlar içindir.

“Bir şeyler var değişecek, önce acılardan başlanacak”