Rojava devrimini enternasyonalist ruhla savunmak

Rojava devrimini enternasyonalist ruhla savunmak

Son 10 yıldır Güney Amerika’dan Ortadoğu’ya ezilenlerin isyan halinde olduğunu görüyoruz. Sadece sömürgeleştirilen ülkeler değil, emperyalist kapitalist metropoller de birçok kez ezilenlerin isyanıyla sarsıldı. İspanya’da “Öfkeliler Hareketi”, ABD’nde “İşgal Et” eylemlerinden Fransa’da Sarı Yelekliler’in isyanına, ezilenler, emperyalist kapitalist dünyanın yıkım politikalarına karşı sokakları doldurdu. Özellikle 2019 yılı Şili’den Sudan’a halkların muazzam ayaklanmalarına sahne oldu.  Şili’deki eylemlerde taşınan “Neoliberalizm burada doğdu, burada ölecek” dövizi, Sudan’da diktatör Beşir’i deviren ayaklanma sırasında yükselen “devrim” sloganı, Lübnan’da “Halk rejimi devirmek istiyor” ve Haiti’de “Halk başka bir Haiti istiyor” talepleri… Ayaklanmaların temel nedeni; emekçilere sefaletten ve ölümden başka bir yaşamı reva görmeyen kapitalist sistem ve onların çürümüş hükümetleriydi.

Bu sistemin, insanlık ve dünyamız için nasıl büyük bir yıkım olduğu, en son koronavirüs salgını sırasında çok açık olarak görüldü. Kapitalizmin çarklarının dönmesi için işçiler, emekçiler, hastalık ve ölüm riskine rağmen üretim alanlarına gönderilirken, üretemedikleri için “yük” olarak görülen yaşlı nüfus ise ölüme terk edildi. Toplumların yüzde 70’nin virüsü kaparak doğal bağışıklık kazanması, bağışıklık sistemi zayıf olanların ise ölmesi üzerine bir plan devrede. Birkaç aydır yaşananlar, insanlığın acilen kapitalist sistemden kurtulması gerektiğini hatırlattı.

Ezilenlerin yeni bir dünya arayışlarının arttığı dönemde, Rojava devrimi, tüm dünya halklarının umudu olmaya devam ediyor. Rojava, halkların kaderinin sömürgeci devletler ile onların yerli işbirlikçileri tarafından çizildiği Ortadoğu coğrafyasında, halkların da iradesinin olduğunun ilanıdır. Rojava devrimi ile Suriye halkları, Kürt halkının ve gerillasının öncülüğünde, kendi geleceğini, kaderini belirleme hakkını eline aldı. Bu tüm dünyanın ezilenleri adına bir zaferdir. Çünkü başka bir dünyanın mümkünlüğünü gösteren bir pratiktir. Kobane şehidi Paramaz Kızılbaş’ın geride kalanlara bıraktığı mektubunda belirttiği gibi hayal gücünün iktidarıdır. İçinden geçmekte olduğumuz barbarlığa mahkûm olmadığımızı gösteren bir umuttur.

Devrimin ilan edildiği 19 Temmuz 2012 tarihinden itibaren Rojava, El Nusra ve DAİŞ gibi politik İslamcı çeteler ile hamisi Türk devletinin saldırılarına maruz kaldı. KDP’nin abluka, sınır kapılarını kapatma ve provokatif saldırılar düzenleme politikası hep devam etti. Esad rejimi de zaman zaman demokratik-özerk yönetim üzerinde baskı kurdu, kimi zaman da çatışmalar yaşandı. Efrin ve Serekaniye örneklerinde olduğu gibi Türk devletinin işgaline izin verdi.  Tüm bu saldırı ve kuşatmaların arasında devrimi, dünyanın gündemine taşıyan ise 14 Eylül 2014 tarihinde faşist dinci DAİŞ çetelerinin saldırısına karşı direnişle başlayan tarihi Kobane savunması oldu. Rojava Almanya’dan Amerika’ya, İzlanda’dan Çin’e kadar dünyanın her yerinden gelen devrimciler, antifaşistler, komünistler, kısaca enternasyonaller tarafından savunuldu. Devrime, enternasyonal karakterini veren iki noktadan biri budur; Kuzey ve Doğu Suriye halklarının devriminin, dünya halkları tarafından bizzat mevzilerde elde silah savunulmasıdır. İkincisi ise devrimin, hem Kuzey ve Doğu Suriye halkları hem de dünya halkları için taşıdığı anlamdır. Rojava, bir halklar devrimidir. Devrimin tüm kurumlarında hangi ulustan olursa olsun, demokratik temsil hakkı anayasa ile hukuki güvence altına alınmıştır.

Bu devrime enternasyonalist karakter kazandıran, dünya halklarına sunduğu umuttur. Ezilenlerin, kapitalist emperyalist sistemin barbarlığına mahkûm olmadığını göstermesidir.

Kuşkusuz Rojava devrimi, tarihteki ilk devrim değildir. Ancak O’nu daha da önemli hale getiren kapitalizmin karanlık dünyasında dünya ezilenleri için yaktığı ışıktı. Belki geçtiğimiz yüzyılın ortasında gerçekleşseydi, halkçı demokratik devrimlerden herhangi biri olarak kayda geçerdi. Ancak bugünkü gericilik koşullarında, dünya halklarını aydınlatan, yol gösteren bir ışığa dönüştü.

Anna Champbell’i İngiltere’den, Olivier François’ı Fransa’dan, Robert Grodt’u ABD’den devrimin mevzilerine götüren Rojava’nın taşıdığı umuttur. MLKP’nin Alman savaşçılarından İvana Hoffmann’ı Almanya’dan “Partimizin enternasyonal yönünü temsil edecek ve örgütümüzün silahlı mücadelesinin bir parçası olacağım” diyerek önce dağlara, ardından da Rojava’ya götüren, insanlığın Rojava’da ayağa kalkmasıdır. Halkların tam hak eşitliği ilkesine dayalı yaşam modelidir. Erkek egemen dünya gericiliğine karşı, güçlü bir kadın iradesi yaratmasıdır.

Enternasyonalist devrimciliğin sembolü Che, “Yapılması gereken direnişçilere şans dilemek değil, onların kaderine ortak olmaktır. Onlara ya ölüme ya da en iyisi zafere dek eşlik etmektir” demişti.  Rojava devriminin komutanlarından Baran Serhad’ın büyük emeği olan Enternasyonal Özgürlük Taburu, Che’nin tam da bu ilkesini hayata geçirmiştir. Baran Serhat, partisi MLKP’nin Kürdistan devrimini örgütleme stratejisine uygun olarak Rojava devriminin savunulması ve inşasının başında yer alırken, Enternasyonal Özgürlük Taburu için “Rojava devriminin dünyaya açılan bir penceresi olsun, istiyoruz” demişti.

Enternasyonal yoldaşlık, mücadelede, savaşımda, pratikte yoldaşlıktır. Enternasyonal Özgürlük Taburu’nun savaşçıları, bu ilkeden yola çıkarak, Efrin’den Rakka’ya kadar devrimi her mevzide savundular, kanlarını döktüler, canlarını verdiler.  Tabur kuruluşunu 10 Haziran 2015 tarihinde ilan ettikten sonra,  Siluk- Girê Sipî hamlesinde yerini aldı. Arap komünist Halil Aksakal (Mazlum Aktaş) 16 Haziran’da bu hamlede ölümsüzleşerek, taburun ilk şehidi oldu. Taburun savaşçılarından İzlandalı Haukur Hilmarsson, Rakka’nın özgürleştirilmesinin ardından Efrin’i Türk devleti ve çetelerinin işgal saldırısına karşı savunurken ölümsüzleşti. Enternasyonalist Özgürlük Taburu için Rojava devrimi, “Alman kuşatması altında Paris Komünü’dür, İspanya iç savaşında Madrid’dir, 2. Paylaşım Savaşı’nda Stalingrad’dır” ve o nedenle de savunulmalıdır.

Rojava devrimi bugün de hedefte. İnsanlığın koronavirüs salgını karşısında hayat mücadelesi verdiği şu günlerde bile faşist şeflik rejimi, Rojava halklarını hedef alan saldırılarını sürdürüyor. İran, Rusya, Suriye, ABD’nin sahada her birinin ayrı ayrı planları olsa da, Rojava devrimini boğma, ideolojik olarak bozuntuya uğratma vb. politikalarda ortaklaşıyorlar.

Bu nedenlerden dolayı Rojava devrimini savunmak hala başta Türkiye ve Kuzey Kürdistanlı devrimciler olmak üzere, dünyanın tüm devrimcilerinin omuzlarında bir sorumluluk oluyor. Dayanışmanın ötesinde devrimi, pratik olarak savunmak gerekmektedir. Ve bu soyut, teorik değil, somut, güncel ve pratik olmak zorundadır.

Rojava devrimini güçlendirmenin en önemli yolu, faşist şeflik rejimini yıkmak, yeni Rojavaları çoğalmaktır. Ülke devrimlerini, bölgesel devrimlere dönüştürmekle ve demokratik Ortadoğu Federasyonu oluşturmakla devrim ayakta kalabilir.

Avrupa’da yaşayan devrimciler bakımından ise, Avrupa devletlerinin, faşist şeflik rejimi ile ilişkilerini kesmeye zorlayacak, diktatör Erdoğan’ı hareket edemez hale getirecek bir mücadele pratiği uygulanması kaçınılmazdır.