Kapitalizm can çekişiyor faşizm yıkılacak

Kapitalizm can çekişiyor faşizm yıkılacak

Dünya

Dünya, Ortadoğu ve ülke siyasetine dönük bir değerlendirme yapacaksak ilk gündem korona virus gündemidir.  Yaşanan pandemi adım adım dünyanın değişik coğrafyalarına yayılmış durumdadır. Şimdiden 2 milyona yaklaşan insan bu hastalığa yakalanmış ve 100 bin’i aşan sayıda  insan hastalıktan hayatını kaybetmiş durumdadır.

“Kapitalizm insan sağlığına zararlıdır” sözü bu koronavirüsünün yayılma süreciyle birlikte bir kez daha yaşam tarafından doğrulanmıştır. Kapitalizm bütün gelişmiş teknolojisi ve gelişmiş ekonomik imkanlarına rağmen insanlığı böylesi bir kriz sürecinden koruma konusunda başarısız olmuştur.

Dünya genelinde kapitalist düzenin yarattığı sağlık sistemi pandemi süreciyle birlikte çökmüş durumdadır. Her şeyden önce insan merkezli değilde kar merkezli olan kapitalist düzen birçok noktada çözümsüz kalmıştır. Dünya kapitalist metropollerinin iddia ettiği refah toplumu iddiası bu gün yaşanan pratikle birlikte gerçeklikten uzaklaşmış bulunuyor. Bütün tersine iddialarına rağmen emperyalist kapitalist sistemin bütün prestiji yerle bir olmuş durumdadır.

Öncelikle dünya kapitalist sisteminin merkezinde ki güçler virüs ilk ortaya çıktığında meseleyi yeterince ciddiye almamışlardır. Sağlık meselesine piyasa merkezli olarak bakan kapitalizm onunla halk kesimleri arasındaki ilişkiye de kar merkezli baktığı için salgın sürecinde sistemin açmazları daha da görünür olmuş bulunuyor.

Amerika, İngiltere, Fransa , Almanya, İtalya ve İspanya gibi gelişmiş kapitalist ülkeler salgın sürecini en şiddetli şekilde yaşayan ülkelerdir. Bu ülkeler açısından yüksek ölüm oranı ve hastalıkla mücadelede ki başarısızlıklar sistemin yetersizliğini gözler önüne seriyor. Kapitalist emperyalist ülkeler bir biri ardına salgın sürecinden ve onunla birlikte ortaya çıkan ekonomik krizden çıkış için kurtarma paketleri açıklıyor. Tek başına Amerika Birleşik Devletleri 2.4 Milyar dolarlık bir kurtarma paketi açıkladı. Onu diğer kapitalist emperyalist ülkeler izledi.

Ancak süreç devam ettikçe kapitalist sistemin çaresizliği ve yetersizliği kendini daha çok gösteriyor. Amerika Birleşik Devletlerinde bir korona  hastasına 34 bin dolarlık tedavi faturası çıkartıldı. Bu durum bile başlı başına sağlıkla kapitalizmin kurduğu ilişkiyi gözler önüne seriyor. Amerika’da yaşayan bir işçinin bu parayı ödemesi çok zordur. Sosyalist toplumlarda insan hakkı olarak ücretsiz olan sağlık kapitalist dünyada bir kar ve ticaret nesnesi haline getirilmiş bulunuyor.

Sosyalist ülkeler ve bir şekilde sosyalizmin gelişmiş sağlık sistemi pratiğinden etkilenmiş olan ülkeler şimdiye kadar yaşanan süreçte  salgın karşısında daha başarılı olmuş bulunuyor. Kapitalist emperyalist ülkeler bütün gelişmiş ekonomik imkanlarına ve devasal kar marjlarına rağmen yaşanan pandemi sürecinde sınıfta kalmış bulunuyorlar.

Amerikan başkanı Trump süreci baştan itibaren bir Çin virüsü olarak tanımlayarak asıl yoğunlaşılması gereken hazırlıklar yerine Çin devleti ile ABD arasında devam eden ekonomik rekabeti devam ettirerek zaman kaybına neden oldu. Bu gün televizyonlara çıkış milyonlarca insan bu hastalığa yakalanacak yüz binlerce insan ölecek diyor. Bu yönüyle bir devlet yönetici olma sorumluluğundan uzak açıklamalarla kriz sürecini yönetmekte başarısız olmuştur.

Bu gün gelinen aşamada Amerika korona salgının merkezi durumuna gelmiş bulunuyor.  Bu yönüyle bir zamanlar çok konuşulan “Amerikan rüyası” çökmüş bulunuyor. Kapitalizmin merkezi ve dünyanın super gücü Amerika vatandaşlarını yaşanan pandemi karşısında korumakta aciz kalmıştır.

Amerika Birleşik Devletleri  dışında salgın sürecini en şiddetli yaşayan ülkelerin başında Avrupa ülkeleri gelmektedir. Genel olarak bir refah toplumu algısıyla hareket eden Avrupa toplumu salgın sürecini oldukça şiddetli bir şekilde yaşamıştır. Avrupa genelinde Avrupa Birliği olarak ortak bir şeklinde hareket etme süreci daha salgın sürecinin başında ortadan kalkmıştır. Tek tek ülkeler kendi kaderleriyle baş başa kalmış durumdadır. Bu yönüyle Avrupa Birliği bir refah toplumu projesi olarak süreçte sınıfta kalmıştır. Tek tek ülkeler kendi kaderleriyle baş başa kalmışlardır. Bu konuda özellikle İtalya’da yaşananlar oldukça dikkat çekicidir. Rus ordusu İtalya’ya yardım götürürken Avrupa Birliği’nin diğer ülkeleri İtalya’ya yardım göndermemişlerdir. Bu yönüyle Rus ordusunun varlığı ve yardım faaliyetleri Batı dünyası açısından önemli bir prestij kaybıdır.

Çin salgının ilk başladığı ülke olması açısından oldukça zorlu bir süreç yaşamıştır. Salgının genel gelişim seyri düşünüldüğünde Çin oldukça kısa bir sürede salgını control altına almış ve sonrasında karantinayı kaldıracak düzeyde salgınla mücadelede başarılı olmuştur. Çin’in sürece etili müdahalesi ve karantina sürecini uygulayışı oldukça başarılıdır. Aynı zamanda dünya genelinde Corona 19 virüsünün yayıldığı diğer ülkelere yardım gönderme ve tıbbı malzeme üretiminde Çin oldukça başarılıdır.

Dünya genelinde Sosyalist ülkelerin ve geçmişte sosyalizmden etkilenmiş olan ülkelerin pandemi sürecinde ki pratikleri daha başarılıdır. Burada sosyalizmin insan merkezli bakış açısı ve sosyalist ülkelerde ücretsiz sağlığın bir hak olmasının etkisi büyüktür.

Ortadoğu

Ortadoğu coğrafyası emperyalist işgaller ve savaşların içerisinde sürekli kaos ve çatışmanın yaşandığı bir coğrafyadır. Bu yönüyle emperyalist güçlerin Ortadoğu politikasının temeli de istikrarsızlık ve çatışmanın derinleşmesine dayanmaktadır.

ABD emperyalizmi geride bıraktığımız 20 yıl boyunca Ortadoğu siyasetine en etkin müdahale eden emperyalist güçtür. ABD yaptığı müdahaleler itibarıyla Ortadoğu coğrafyasında yaşanan istikrarsızlığın ve iç savaşların başlıca teşvik edici güçtür.

ABD emperyalizminin Afganistan ve Irak işgali Ortadoğu’da ki kaosu daha da derinleştirmiştir. Bu coğrafyaların ikisinde de istikrarsızlık hali devam etmektedir. Afganistan’da Taliban ile barış masasına oturan ABD , Irak’da ise Saddam sonrası süreçte bir türlü istikrar kuramamıştır. Gelinen noktada İran etkisinin her geçen gün daha da arttığı Irak’ta ABD’nin askeri varlığı tartışmalı bir hale gelmiştir. Irak siyasetinin çoğunluğu ABD’nin ülkeyi terke etmesini istemektedir.

Kasım Süleymani’nin ve Mehdi Mühendis’in ABD tarafından  öldürülmesiyle birlikte Irak’ta ABD ile İran yanlısı Şii güçler arasındaki çatışma daha da derinleşmektedir. İran’ın misilleme olarak ABD üstlerini vurması ABD hegomanyasına indirilmiş önemli bir darbedir.

İsrail ABD’nin Ortadoğu’daki en önemli müttefiki olarak İran’a karşı mücadele de onunla yan yana mücadele etmektedir. İsrail İran ve desteklediği silahlı grupları kendi varlığı için büyük bir tehdit olarak görmektedir. Bu temelde Irak’ta Haşti Şabi’nin, Lübnan’da Hizbullah’ın, Suriye’de Esad rejiminin, Filistin’de direniş örgütlerinin yenilmesi ve yenilmediği noktada geriletilmesi için büyük bir çaba içerisindedir.

Türkiye

Türkiye faşist rejimi Ortadoğu’da ki bütün özgürlük ve eşitlik arayışlarının karşısında konum almaktadır. Bu temelde özellikle Kürt halkının özgürlük mücadelesinin yenilmesi ve tasfiye edilmesi konusunda yoğun bir çaba içerisindedir. Ortadoğu coğrafyasında Türk dış politikasına yön veren Kürt kompleksidir. Genel olarak  dört parça Kürdistan’da Kürt halkının istediği her türlü hak arama arayışının karşısında konumlanmış ve buna karşı engelleme arayışı içerisinde olan bir iktidar vardır.

Kürt halkının dört parça Kürdistan’daki bütün kazanımlarına karşı saldırı içerisinde olan faşist rejim her parçadaki kazanımları yok etme siyaseti izlemektedir. Rojava’nın işgali önemli bir politika olurken aynı zamanda var olan Demokratik Suriye güçlerinin hakim olduğu bütün alanların işgali faşist iktidar tarafından hedeflenmektedir.

Başur Kürdistan topraklarının işgali ve PKK örgütlenmesinin tasfiyesine dönük çabalar yoğunlaştırılmaktadır. Burada özellikle MİT üzerinden yaratılmaya çalışılan yerel  işbirlikçi yapılar ve KDP ile  ittifak ilişkileri üzerinden faşist rejim işgali meşrulaştırma arayışı içerisindedir.

Kuzey Kürdistan’da ise devam eden askeri operasyonlarla ve gerillanın tasfiye edilmesi çabasına yoğunlaşılmaktadır. Aynı zamanda Rojava sınırı ve İran sınırına örülen duvarlar Başur’da devam eden işgal politikasıyla gerillanın iradesi kırılmaya çalışılmaktadır.

Aynı zamanda HDP’li belediyelere kayyum atayarak halkın iradesi ile seçilen belediyeler gaspedilmektedir.  Siyasi faaliyet yürüten siyasetçiler çeşitli gerekçelerle cezaevine gönderilirken Kürt siyasetinin demokrasi mücadelesi ile elde ettiği bütün kazanımların altı boşaltılmaya çalışılmaktadır.

Kürtlerle savaş halinde olan siyasi iktidar aynı zamanda işçi ve emekçi kesimlere dönükte bir esaret rejimi inşa etmektedir. Bütün hakların yasaklandığı ve emek sömürüsünün yoğunlaştığı politikalarla birlikte kölece yaşam işçi ve emekçilere dayatılmaktadır.

Son yaşanan korona salgını sonrasında gelişmeler düşünüldüğünde faşizmin en yoğun şekilde üzerine yoğunlaştığı mesele ne olursa olsun emek sömürüsünü sürekli kılmaktır. Aynı zamanda pandemik koşullarını emeğin var olan kazanımlarını da elinden alma konusunda bir olanak olarak değerlendirmeye çalışılmaktadır.

Son olarak ilan ettiği sınırlı sokağa çıkma yasaklarının yaygınlaşması zaten zayıf ve kırılgan olan Türkiye kapitalizminin dengesini alt üst etmeye başlamıştır. Bu koşullar altında sömürü çarkının işletilmesinde ne olursa olsun kesinti yapmama faşist iktidarın genel politikasıdır.

Bölge de yürüttüğü işgal ve savaş pratikleri Türkiye ekonomisinin var olan zayıflığını daha da kırılgan bir hatta getirmiştir. Bu yönüyle hali hazırda faşizm tarafından yürütülen  savaş ve işgalin maliyeti ağırlıklı olarak inşaat sektörü, turizm, hafif sanayi ve ağır vergilendirme şeklinde karşılanmaktaydı. Bu gün Corona salgını ve sonrasında yaşananlarla birlikte bu sektörlerin hemen hemen hepsinin durma noktasına geldiği önemli bir gelişmedir.

Faşist rejimin bu koşullar altında mevcut pozisyonunu koruyarak süreçten çıkması mümkün görünmemektedir. Tam tersine AKP-MHP faşist iktidarın bu kriz sürecinin sonunu göremeyeceği ön görülebilir. Rejim kendisini daha otoriter olarak tahkim ederek süreçle yeniden yapılandırarak çıkacağının propagandasını yapıyor olsada gerçeklik böyle değildir. Rejim mevcut ekonomik göstergeler ve veriler içinde süreçten güçlü bir şekilde çıkması mümkün görünmüyor. Tam tersini faşist rejimin bütün bu süreç boyunca zayıflayacağını ve itibar kaybedeceğini görmek gerekiyor.

Faşist iktidar “ biz bize yeteriz” başlığıyla başlattığı bağış politikasıyla süreci göğüslemeye çalışmaktadır. Bu durum bile başlı başına faşist rejimin yaşadığı ekonomik açmazı gözler önüne sermektedir. Dünya kapitalizminin merkez ülkeleri krizden çıkmak için halkına para dağıtırken Erdoğan’ın “güçlü Türkiye’si” halkından para istemektedir. Bu durum bile başlı başına krizin derinliğini gözler önüne senmektedir. Türkiye’de hastalığa bulaşan insan sayısı 350.000 testte kritik 60.000 sayısına ulaşmış durumda. Resmi olarak ölüm sayısı 1200 sayısına ulaşmış bulunuyor. Ancak hastalıktan ölenler ve iyileşenler düşünüldüğünde ortada bir orantısızlık vardır. Dolaysıyla ölüm sayısının çok daha fazla olması muhtemeldir.

Erdoğan rejimi sıkıştığı için hafta sonu sokağa çıkma yasağı ilan ediyor. Ama üretimi durdurmama konusunda ısrarcı zira üretimi durduracak derecede iş günlerinde sokağa çıkma yasağı ilan etmesi aynı zamanda kontrolü kaybetmesine neden olabilir.

Bundan sonrası açısından hamasi söylemlerine rağmen Erdoğan rejiminin bu süreçten çıkamayacağını görmek gerekiyor. Özellikle yaşanan pandemi ve ekonomik sonuçları daha belirgin şekilde kendini hissettirdikçe Erdoğan rejiminin hareket alanı daha da daralacaktır.

Mevcut koşullar içinde ülke nakit döviz sıkıntısı ve nakit para sıkıntısı yaşanacaktır. Buna çözüm olarak yapılacak girişimler konusunda faşist rejiminin varlığını korumak için her türlü yolu deneyebileceğini ön görmek gerekiyor.

Dünya kapitalist sisteminin yaşadığı krizle birlikte Faşist rejimin kolay bir şekilde yabancı sermayeyi ülkeye çekerek sıcak para akışı sağlaması mümkün görünmüyor. Geriye tek çözüm IMF’ye baş vurmak ve Amerikan hegomanyasına daha güçlü bir şekilde girmek kalıyor. Bu yönüyle ABD ile göreceli gerilimli yürüyen dış politika ve ilişkiler düşünüldüğünde bu önemli bir durum değişikliği olacaktır. ABD yapacağı ekonomik yardım karşılığı olarak Türkiye siyasetine daha etkin müdahale edecek ve Ortadoğu’da yapacağı bir dizi askeri müdahalede faşist Erdoğan rejimine rol verebilir.

Böylesi bir rol bilindiği gibi Türkiye egemen sınıflarının bildiği alışkın olduğu bir roldür. Kore savaşından beri Türkiye devletinin para eden en önemli ihraç ürünü ordusudur. Bu yönüyle olası İdlip savaşında ve İran’a dönük askeri müdahalelerde faşist rejime ABD tarafından yeniden bir rol verilebilir.

Faşist rejim bu yönüyle kendi imkanlarıyla bu krizin içinden çıkamayacaktır. Aynı şekilde ABD’den alacağı ekonomik desteğe rağmen yinede krizin içinden çıkması mümkün görünmemektedir. Sadece Türkiye halkını sürükleyeceği yeni askeri maceralar daha fazla yıkıma ve ölüme neden olacaktır.

Birleşik Devrim güçlerinin görevi

Her şeyden önce faşist iktidar güç kaybetmektedir. Birleşik Devrim güçlerinin görevi böylesi bir süreçte faşist iktidara dönük olarak birleşik devrim bayrağını daha yükseğe taşımak olacaktır.

Ülkemiz işçi sınıfı ve emekçileri faşizmin sömürü düzeninin gerçek yüzünü yaşanan pandemi ekonomik krizle daha güçlü bir şekilde görmektedir. Mevcut koşullar içerisinde faşist iktidarın krizden zayıflayarak çıkacağı açıktır. Bu yönüyle devrimci güçlerin görevi kriz derinleşirken sistemin her türlü tadilat girişimiyle uzlaşmamak faşizme karşı birleşik devrim güçlerini seferber etmektir.

İşçiler, emekçiler, kadınlar ve gençler bir avuç saray ve onun işbirlikçi oligarşik yapı dışında halkın geneli gelecek kaygısı içindedir. Evde kal çağrılarına rağmen çalışmak zorunda olan ve emeği dışında bir kazancı olmayan işçi ve emekçilerin öfkesi her geçen gün mayalanmaktadır.

Yoksulluk, ekonomik dar boğaz ve işten çıkartmalar geniş kitleleri faşizme karşı örgütlenmeye ve geleceğine sahip çıkmaya dün olduğundan bu gün daha güçlü bir şekilde hazır hale getirecektir. Birleşik devrim güçleri bu kesimleri örgütleyecek ve faşizme karşı birleşik devrimci savaş pratiği içerisinde seferber etmelidir. Bu yönüyle süreç olağanüstü bir süreçtir.

Yapılması gereken en geniş anlamıyla Gezi direnişinde sokağa çıkan kesimleri harekete geçirerek faşist iktidara karşı ülkenin batısında etkili bir mücadele cephesi açmaktır. Aynı zamanda bu mücadele Kürdistan’da gelişen özgürlük mücadelesiyle birleşerek bunun eksik olan sac ayağıda tamamlanmış olacaktır. Bu yönüyle Gezi direnişi sırasında ve Kobani serhildanı sırasında eksik olan iki sac ayağı bu şekilde birleşmiş olacaktır.

AKP iktidarı açısından Taksim Gezi Parkı direnişi ve 6-7 Ekim serhildanı Birleşik Devrimin iki farklı merkezinde gelişen  iki sarsıcı ayaklanmadır. Birleşik devrimimizin görevi bu iki ayaklanma sürecinin mücadele deneyimleri ışığında süreci örgütlemektir.

Bu iki ayaklanmasında en büyük eksikliği birbirinden bağımsız olmasıdır. Türkiye cephesinde bu ayaklanma olduğunda ayaklanmanın Kürdistan’a yayılmaması, 6-7 Ekim serhildanı olduğunda bu ayaklanmanın Türkiye metropollerinde Gezi kitlesiyle buluşmaması iki ayaklanmanın handikapıydı.

Gezi direnişi’de, 6-7 Ekim ayaklanması da faşist iktidarı derinden sarsmış ve onda bir korku yaratmıştır. Bu sebepten her fırsatta faşist Erdoğan Gezi direnişçilerine ve 6-7 Ekimde sokağa çıkanlara dil uzatmaktadır. Türkiye faşist iktidarı bu iki ayaklanma sonrasında kendisini yeniden yapılandırarak devrimci halk hareketlerine karşı, karşı devrimci bir temelde mücadele etme konusunda yetkinleştirmiştir.

Bu yönüyle önümüzdeki dönem yaşanacak olan yeni bir Gezi ayaklanması ya da 6-7 Ekim ayaklanması yine faşist iktidarın en önemli korkularından biridir.  Birleşik devrim güçleri açısından ayaklanmanın Türkiye ve Kürdistan sahalarına aynı zamanda yayılması stratejik öneme sahiptir.

Türkiye ve Kuzey Kürdistan coğrafyasında Birleşik Devrimin koşulları her zamankinden daha güçlü bir şekilde olgunlaşmaktadır. Geniş halk kesimlerinde ciddi bir memnuniyetsizlik vardır. İktidar bloğu kendi içinde sarsılmakta ve ülkeyi yönetmekte zorlanmaktadır. Devletin yönetim kademeleri içinde istifa ve sorgulama pratikleri başlamış durumdadır.

Birleşik devrim güçleri bulundukları bütün alanlarda faşizmi hedeflemelidir. Burada özellikle milis eylemleri önemli bir moral değer yaratmaktadır. Son olarak gerçekleşen Roket-san’a dönük eylem önemli bir eylemliliktir. HBDH Tekoşer Gever İntikam Birimi’nin yaptığı eylem dost düşman bütün kesimlerde gereken etkiyi yaratmıştır. Faşist iktidar eylemi gizleyememiş ve kendi medyasında bile eyleme yer vermek zorunda kalmıştır.

Eylem Ankara’da olması ve aynı zamanda Roket-san gibi Kürdistan’lı ve Türkiye’li devrimcilerin katliamında rol almış bir kurumun hedeflenmesi yönüyle önemli bir eylemdir. Birleşik Devrim pratiğine de uygun bir eylemdir.

Burada mücadele pratiğimiz Birleşik devrim pratiğiyle faşizme karşı savaşı Türkiye metropollerine taşımak olacaktır. Bu yönüyle faşizmin tek başına Kürdistan’da yürüttüğü savaş aynı zamanda Türkiye metropollerinde işçi sınıfı ve ezilenlerin faşizme karşı devrimci savaş pratiğine dönüştürülmelidir.

Bu temelde HBDH’ın askeri eylemliliklerinin yaygınlaştırılması özellikle Milis eylemlerinin daha sürekli ve yaygın bir hale getirilmesi hedeflenmelidir.

Gün faşizmin gerileme sürecine girdiği ekonomik, siyasal ve askeri her alanda zayıfladığı bir süreçtir. Bu süreçte faşizme karşı saldırıları yoğunlaştırmak çözülmeyi hızlandıracaktır. Faşizmin mevcut haliyle bu kriz sürecinden çıkabilmesi mümkün görünmemektedir. Ancak devrimci güçler süreçte inisiyatif almazsa CHP öncülüğünde düzen için çözümlerle sistem kendini restore ederek süreçten çıkabilir.

Bu sebepten Birleşik devrim güçleri süreçte inisiyatif almak zorundadır. Faşizmin yıkılışı yaklaştıkça düzen içi sol cenahtan kapitalist restorasyonu hedefleyen yaklaşımlar belirginlik kazanmaya başlayacaktır. Birleşik devrim güçleri faşist iktidarın içinde bulunduğu buhranı ciddi bir devrimci olanak olarak değerlendirmelidir. Bu yönüyle hiç bir düzen içi restorasyon arayışına izin verilmemeli faşist rejimin yıkılması süreci aynı zamanda Türkiye’de faşist devlet aygıtının çözülme sürecine dönüşebilir.

Tamda bu noktada birleşik devrim güçleri, işçi ,emekçi,kadın ve gençlik kesimlerini örgütleyecek yaygın araçlar yaratma konusunda pratikleşmelidir. Geniş halk kesimlerini örgütleyecek ve onları faşizmin yarattığı köle düzen ilişkilerinden koparacak olan birleşik devrim güçlerinin inşa edeceği halk örgütlenmesi olacaktır.