Koronavirüs değil kapitalizm öldürür

Koronavirüs değil kapitalizm öldürür

Çin’in Wuhan’ eyaletinde ortaya çıkan ve hızla önce Avrupa sonra Amerika’da  hızla yayılan koronavirüs (Kovid 19) salgını tüm dünyayı sarmış durumda. Çin’de virüs başgösterdiğinde tüm dünya kapitalist devletleri bunu sadece Çin’in bir sorunu gibi ele aldılar. Dolayısıyla, AB ve ABD emperyalist devletleri gibi Türk devleti de virüse karşı önlemlerde geç kaldılar. Hızla diğer ülkelerde belirtileri ortaya çıkınca geç kalınmanın sonuçlarını gördüler. Üzerinden aylar geçmesine ve dünyada yüzde 6 artış yaşanmasına rağmen hala insan ölümleri önlenebilmiş değil.

Virüsü ortaya çıkaran koşullara dair her gün neredeyse yeni bir iddia ortaya atılıyor. Virüsün insana bulaşma nedenlerine dair bir dizi önleyici önlem adına TV’ lerde ‘uzman’lardan (!) kamuoyuna dönük brifing gibi açıklamalar yapılıyor. Virüsle mücadele adına sokağa çıkma yasakları uygulanıyor, risk grubunda olduğu belirtilen insanlara evlerinde kalmaları salık veriliyor, yetmiyor insanlar adeta evlerine hapsediliyor. Tüm yaşam alanları dezenfekte ediliyor. Ama henüz ölümleri önlemeye dönük kayda değer bir adım atılabilmiş değil. Laboratuar ortamlarında kimi araştırmalar devam ediyor, bilim insanları bazı ilaçlar üzerinde deneyler yapıyor buna rağmen günlük açıklanan insan ölümlerinde gerçek anlamda düşüş yaşanmıyor.

Türkiye bu resmin neresinde; Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da virüsün toplumu etkileme durumu, yaygınlığı, insan ölümleri sıralamasında  dünyada 6. sırada olduğunu görüyoruz. Peki AKP faşist rejiminin bu virüs belasına karşı önleyici tedbir kapsamında nasıl uygulamaları var? Virüsün toplum ve insan sağlığını etkilememesi için nasıl bir mücadele yürütüyor? Saray diktatöründen faşist hükümetin bakanlarına, bürokrasisine kadar her bir ağızdan ‘milli dayanışma’ ve ‘milli birlik’ sözlerini duyuyoruz. ‘Milli’ kavramına ideolojik şemsiye rolü oynatarak virüse ve sonuçlarına karşı mücadele ettiklerini anlatıyorlar. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ağzından Kovid 19’a ilişkin günlük bilançoyu ve faşist AKP hükümetinin virüsle mücadele adı altında yapılanların propagandasını dinliyoruz. Yetmiyor, arada diktatör şef Erdoğan’ın ailesiyle birlikte kapandığı Sarayın güvenli (!) kapıları ardında ‘yurda sesleniş’ altında höykürmelerini dinliyoruz. Tek bir merkezden  hazırlanıpallayıp pullanarak TV ekranlarından sunulan haberlerlerinde  katkısıyla oluşturulan bilgi kirliliğiyle bilinçler alıklaştırılıyor. Rıfat Hisarcıklıoğlu’ nun ağzından dökülen ‘Hepimiz aynı gemideyiz.’ yalanlarıyla Korona virüs koşullarında dahi eşitlenemeyecek yoksullar ve burjuvazinin yaşamları arasındaki uçurum gizleniyor. İslam aleminin kutsal günü kandil gecesi vesilesiyle hükümet tarafından yapılan açıklamayla Korona virüsle mücadele için ‘dua’ etmeye çağrılıyor emekçi halkımız. Önlem adına sokağa çıkma yasaklarıyla birlikte dilenerek  aç olan çocuklarınının karnını nasıl doyuracağını soran Romen kadına ‘geber diyen’ AKP’li yi de unutmuyoruz. AKP’nin virüse karşı önlemlerde geç kalması, insan sağlığı merkezli önlemlerin alınmamasını sosyal medyada eleştirenleri gözaltına almasını da unutmuyoruz. AKP’nin virüse karşı aldığı uygulamaları eleştirdiği için gözaltına alınması yetmezmiş gibi işten atılan Antakyalı tır şoförü emekçide resmin bir başka yüzünü oluşturuyor. Yaşının ileri olmasına ve bir  dizi sağlık sorunu yaşamasına rağmen tahliye edilmediği için koronavirüsten hayatını kaybeden tutsağıda unutmuyoruz. Böyle zamanlarda: reklam şahane, çözümlerin ise hikaye, kaldığı gibi şimdilerde yaşanan esasta budur.

Kapitalizm kar mantığına göre düşünür. İyi bir pazarlama iyi bir reklamdan geçer. Bilim, bilgi de pazarlama konusudur kapitalizmde. Bunu Kobit 19 (koronavürüs) salgını nedeniyle hergün toplamda dünyada, Türkiye ve Kuzey Kürdistan’da onlarca ölümün yaşandığı koşullarda da yaşanıyor. Hergün TV ekranlarından yansıtılan, gösterilen manzara üç aşağı beş yukarı böyledir.  Virüsün etkisini, karantina düzeyini anlatmak için haritalar oluşturulmuş, herhangi bir istatistik bilgi açıklar gibi virüsün bulaştığı kişi sayısı, entube durumu, ölümler, virüsten kurtulanlar, karantina durumu  açıklanıyor. Toplumu bilgilendirme adına yapılan bu açıklamaların ne kadar şeffaf olduğu, ne kadar gerçekleri yansıttığı  tartışma konusu. Bu minvaldeki sorularımızın yanıtlarını yakın tarihimize AKP/MHP faşist iktidarının politikalarına bakarak verebiliriz: Soma maden katliamında katliamın gerçek sorumluları ve nedenleri nasıl gizlendiyse işçi ölümlerinin sayısının da  gizlendiğini hatırlıyoruz. 1999 Kocaeli depremi doğal afet olarak gösterilip; depremin çarpık kentleşme, kapitalist kar mantığına dayalı yerleşim projelerinin sahibi olan hükümetten yerel yönetime kadar tüm suçlular nasıl gizlendiyse depremle kaybettiğimiz insan canına ait  gerçek rakamları hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Doğal bir afetin bu kadar ağır sonuçları kader olarak kanıksatılmaya çalışıldı. Gerçek olgunun esasta kapitalist sistemin ekolojik dengeyi bozan politikaları, ranta dayalı çarpık kentleşme, insan merkezli değil kar eksenli üretim, plansız kara dayalı ekonomi, insan merkezli düşünüşten uzak sistem gerçekliğinin sonuçlarının böylesi doğal afet olaylarında durumu ağırlaştırdığı gerçeği  her boyutuyla gizlendi. Kapitalist sistem ve onun koruyucusu durumundaki devletler ve hükümetler ezilen insanlık karşısında işlediği tüm suçları nasıl gizlediyse bugünde Koronavirüs karşısındaki suçlarını ve sonuçlarını gizliyor.

Kapitalist sistemin çarklarının felç olduğu böylesi dönemlerde sorunların henüz nedenleri, kaynağı, ortaya çıkışının belirsizliğini koruduğu durumlarda türlü komplo teorileri üretilebilir ve bilgi kirliliğiyle toplumsal hafıza felç edilebilir, insan aklı bulanıklaştırılabilir. Virüsün ortaya çıkışının yarasa kökenlimi yoksa çeşitli sürüngen türü canlılardan mı, laboratuar ortamında üretimle mi olduğunun yanıtını verilebilecek durumunda değiliz henüz. Bilimin, bilimsel kuruluşların tekellerin kontrolünde olduğu, basının bağımsızlığından bahsedilemediği gibi tekellerin denetim ve yönlendiriciliği altında olduğu, evrensel ya da ulusal ölçekte sağlık kuruluşlarının kapitalist çıkarlara endekili çalışması koşullarında gerçeklere  ulaşamayacağımız ortada. Tüm buna rağmen bugün tüm dünya insanlığını kuşatan bu korona virüs belasının temel kaynağının kapitalizm olduğunu söylemek beylik bir laf yada kuru propagandif  söz değildir. Dünyanın tüm yerüstü ve yeraltı doğal zenginliklerini aşırı kar için tüketen, kar amaçlı üretime dayalı sanayileşme ile dünya yüzeyinde yaşayan tüm canlıların soluduğu havayı kirleten, ozon tabakasındaki delikle her geçen gün insanlığın geleceğini tehdit eden, ekolojik dengeyi bozan, yıkımlara yol açan, doğada ki türlü canlı türlerinin varlığını tehdit eden kapitalizmin kendisidir. Bu nedenle bugün şu sözü akılda tutmak gerekir. Koronavürüs değil kapitalizm öldürür.

O halde kapitalizme  karşı mücadeleyi  bugünün ortaya çıkardığı yeni durum ve koşullarda daha etkili yöntemlerle kesintisizce yürütmek gereklidir. Önceliğimiz; ‘milli’ sözüyle başlatılan sözde dayanışma çağrıları karşısında halkların, işçilerin, ezilenlerin, kadınların gerçek dayanışması hayata geçirilmelidir.  Komplo teorileriyle enerjilerimizi tüketmek yerine emekçi kitlelere kapitalizmin gerçeği anlatılmalı. Koronavirüse karşı ‘milli dayanışma’ adı altında toplanan paraların yıllar yılı ‘deprem vergisi’ adıyla toplanan paralarda olduğu gibi yoksul halka ulaşmayacağı gerçeği gösterilmeli. Dağıtılan yardım paketlerinin AKP Saray rejiminin bağışları olmayıp emekçilerden, işçilerden kesilen zorunlu vergilerden sağlandığını anlatmalıyız. ‘aynı gemideyiz’ sözünün koca bir yalan olduğu gerçeği gösterilmeli; milyonlarca işsizin olduğu, bir o kadar insanın sağlık güvencesinden yoksun yaşadığı, evine götüreceği ekmeği olmadığı için intihar eden emekçilerle günlük harcamasının milyarları bulan Sarayda yaşayanlarla aynı gemide olunamayacağı anlatılmalı. Virüs bulaşırken yoksul yada zengin ayrımı yapmadığı doğrudur ama virüsle mücadelede en basit tedbirlerden tutalımda sağlık hizmetlerine ulaşımda da yoksullar, ezilenler ve burjuvazinin eşit olmadığı milyonlara anlatılmalı.

Faşist sömürgeci Türk devletin tüm toplumu tehdit eden böylesi bir virüs salgınında ki önleyici tedbir altında polis-asker zoruyla yaptığı sokağa çıkma yasaklarındaki çarpıklık anlatılmalı.

AKP-MHP kreptokrasisinin “İnsan sağlığı her şeyden önemli” yönlü  açıklamalarının sahteliği ortaya koymak i için; fabrikalarda, atölyelerde hiç bir önleyici tedbir  alınmadan çalıştırılan, çalışmak zorunda bırakılan işçilerin durumu gösterilmeli. Karantina altına alınan köyler, kasabalar, ilçe merkezlerinde binlerce insanın, sağlık güvencesinden yoksun bırakılan emekçinin önleyici tedbirler alınmadığı, gerekli tedavileri yapılmadığı için ölüme sürüklendiği gerçeği anlatılmalı. Virüs öncesi dahi ağır koşullarda sağlık hizmeti veren sağlık çalışanlarının çalışma koşulları iyileştirilmeyi beklerken, virüs için bilimsel araştırmalara bütçe ayrılması gerekirken, atıl durumda bir dizi mekan hastahane olarak düzenlenebilecekken,  yetişip yetişmeyeceği bile belli olmayan hastahane yapan zihniyetteki siyasi rant gerçekliği anlatılmalı. Zindanlarda aralarında ağır hastalarında olduğu, onbinlerce politik tutsak virüs tehditiyle dolayısıyla ölümle karşı karşıya bırakılırken, kadın katillerini, tecavüzcülerini, ezcümle toplum sağlığını tehdit edenlere serbestliği sağlayan ceza yasasını çıkaran ırkçı, milliyetçi, ayrımcı devlet gerçeği anlatılarak politi tutsaklarla dayanışma geliştirilmeli.Tutsakların sağlığı, can güvenliği için toplumsal duyarlılık arttırılarak faşit rejime karşı toplumsal öfke örgütlenmeli.

Mücadelenin sürdüğü tüm alanlarda faşist AKP/MHP rejimine karşı savaşımımızı hangi araçlarla, mücadele biçimleriyle  sürdürüyorsak sürdürelim toplumsal öfkeyi faşist kurumlara yöneltmeliyiz. Politik örgütler,kadın, gençlik, çevre, inanç örgütleri olarak virüse karşı önleyici tedbirlerimizi alarak faşist rejim kurumlarına karşı ezilenlerin öfkesini açığa çıkartmalıyız. İlçeleri mahallere, mahalleleri sokaklara bölünerek birimler bunlara göre örgütlenebilir. Belli sayıda küçük birimler temelinde örgütlenerek, dayanışma etkinlikleri hayata geçirilebilir, sokaklarda bunlar yansıtılabilir. Sosyal medya tüm bu çalışmalar için etkince kullanılabilir. Kadına dönük şiddete karşı özsavunma birimleri oluşturularak yaşamı tehdit altında olan kadınlarla dayanışma birimleri oluşturulabilir. Kadınından, gencine, işçisinden, işsizine ulaşabileceğimiz tüm toplumsal kesimlere  Koronavirüs değil kapitalizm insanı öldürür gerçeği anlatılarak faşist AKP/MHP rejimine öfke güce dönüştürülerek kapitalizmin krizi derinleştirilebilir.

KBDH Genel Konsey Üyesi  MLKP/KKÖ temsilcisi

Hivron Razmuhi